pEçEtE

Solgun görünüyorsun, her gün yaşanan bu kıyamet koşuşturmacasında birilerinden çelme yemiş gibisin. Doğruları söylemediler değil mi ?* Sana. Karanlık perdenin insanların siluetlerine nasıl da hükmettiğini, ayaklarına nasıl dolandığını ve çaresizliklerinden nasıl da güç aldığını sana söylemediler değil mi ?* Onlar parçalanmış bir aynanın iki taraflı kabusu gibidir, kan şiddet sahte gözyaşlarıyla ilgilidir çoğu zaman her hikaye, inanmak bir keresinde canını yakar, ikincisinde canın istediği için gidersin ama üçüncüsünde sen şartlanmış bir köle gibi acını çekmeye kendi ayaklarınla gidersen, kusura bakmada bunun suçlusu sensin. Sana kimse engel olamaz sen busun, yıllanmış günahlarında mutlu tecrübelerinde kesinlik olan, ayrıca üstüne düşünülüp bir kaç kelime daha fazladan eklemeye değmez yani. Bırak gitsin Haziran da gelen yazın önünden, kapılar açılsın sevgi dümenlerinde, koyu karanlıklar okyanusları hatırlasın orası nasıl da soğuktur şimdi de sonra da ve hep. Bırak gitsin üzülme, gözyaşı dökmek masum bir eylemse sen o gün aşka yakalanıp tutuklanmış ol, hastalanacaksan böyle hasta ol, ölüm de dahil ne gelmişse kabul et ki, her şeyi ve hepimizi geride bırakıp gittiğine bir an bile üzülme, o derece yani, bir tavsiye değil ya da bir reçete, daha çok peçete yazılmış bir istek şarkı gibi dursun ceplerinde.

Eşek

Bir gerekliliğin yerine getirilmesi için bunca çaba, gözyaşı dolu bir ton lütuf, canı çıkana kadar çalışma ve avazı çıktığı kadar yardım için bağırma, göklerdeki damlaların okyanuslara dökülüşü ve tekrardan oraya yeryüzünde ısınıp geri dönüşü. Bilmez miyim kelimeler nasılda üşütür beynimi ve solgun göründüğümde içimde donan ölüm şefkatini, bir kürek sevgiyle nasıl örttüğümü. Kimse bilmez tabi ki seninle son bulan bu kördüğümü öncesini sonrasını ve bu günü. Hayata tedarik için yollanmış garipler, yoksulluk toplumsaldır ama fakirlik kalıtımsal. Aramızdan pek azı biliyor gerçeği. Viraneye geri dönen içi yanmış gözlerinde torbaları olan bir ceset, ellerindeki eti kemiğine yapışmış, omuzları sakin bir yorgunluktan öne doğru kambur vermiş, yürürken sırtına vurmuşlar bu gizemli hazineyi tüm dost dedikleri insanlar. Olacak iş değil ama olmuş işte, dönülmez akşamın ufkunda umut verici bir hikaye, her sona eriş bir varış, ölüm bir sebep değil bir sonuçtur her zaman, korktuğumuz için üstümüze varıyor belki de bu kadar hayat, eğer korkmamayı öğrenirsen veya onu yatıştırıp kontrol edebilirsen, onun da sana hizmet etmesini sağlayabilirsin belki. İnsanlar bölük bölük geçim sıkıntısıyla parçalanıyor, her gün bir parçamızı öldürüyorlarda gıkımız çıkmıyor, eşeğin sabrı onu sucuk fabrikasına götürür, bakalım bu halk nereye kadar tölerans gösterecek, onu sürekli kırbaçlayan sahibine olan bu sadakati bakalım devam mı edecek seçim gününe kadar, yoksa ayağa kalkıp uyanıp isyan mı edecek doğruları unuttuğu her güne lanet ederek.

Se7en

Sebepsiz olmuyor işte, ortaya ne çıkıyorsa hep bir sebep var ve hemen ardından işin sonucunu bağlayan final geliyor, galiba en çok bizi görmezden geliyor bu evren. Bu artık kimin umurundaki fazladan edilmiş bir söz gibi kavgayı ilk o başlatıyor, ne insanlığın ne de ona sığan diğer şeylerin öneminden eksiltiyor böyle zamanlarda, perişan bir gülümseme sahte ama fonksiyonel bir bataklık, elinden geleni yapsanda dünyaya yardım edemediğin hissi, körpe gözyaşları ve boş umutlar, denize olan özlem bir daha ki yaza kadar bana sabretmemi söylüyor. Çöp kutularını karıştıran kadınlar pazarda tezgah altlarında çürük mal ayıklıyor, çocuklar sadece oyun oynamayı düşünüyor bu yıllarda, geçin sıkıntısının oldığu bir ülkede büyük ve güçlü türkiye yalanından uyanamadığımızı gösteriyor bu da. Yoksa bana ne derim geçerim karşı kıyıya, yanarsa yansın dünya. Fazladan edilmiş bir söz gibi kavgayı ilk o başlattı aramızda, mozambik reisini koruyanlar neden cia mossad ve kgb ajanları acaba ? Uyandılar ama çok geç uyandılar, uyandıklarında karınları açtı aralarından birini seçip alış veriş yapmaya yollladılar, şehre varıp bir dükkan bulduktan sonra alış verişi yapıp ne kadar tuttuğunu sordu, ödemek için çıkardığı para artık geçersizdi ve çok eskiydi, bu yedi uyurların hikayesinden bir kesit sadece, bu kadar uyuyan bir millet ya ölür ya da köle olarak uyanır demiş Atamız Gazi Mustafa Kemal Atatürk.

Kimyon

Yeni bir yalnızlığa daha merhaba ve elveda güzel kuşlar, bayat simit halkaları, çöp yığınları ve kokuşmuş insanlar. İçimizdeki delileri hangi sebepten uyandırdın bende bilmek isterim, şimdi tüm koğuş ayakta maziyi uzaydaki bir boşluğa gömme niyetinde, serili cinayetlerin peşine düşmüş bir masal ve ötekileşmiş siyah kara kuru bir musallat, yeminler olsun bir daha böyle sevmeyeceğim desem de hep en başa dönüyorum, en taze duyguları bir bir hatırlıyorum yağmurun altında gelecek olan otobüsü beklerken. Hatıralar sen kokuyor ben senden korkuyorum gideceksin diye, iki çift söz büyüyor alnımın altındaki dilimde ve yutağımda birikiyor kirli istanbul havası da bir türlü sana diyemiyorum gideceğimi. Uzaklaşırken ayaklarından çıkan o ses, boğuk bir tebessüm anılara dair, soğuk bir içecekten alıntı yapmış sanki göçü kaçıran yıldızlar, kırlangıçlar kaçan göç mevsiminin elde kalan direncidir, kendimi yaktığımda çıkan dumana, aşka, o simsiyah buluta bak ve söyle şimdi, aramızdaki mesafe hem bir adım hem de okyanuslar boyu, kıtalar arası birbirini kesen enlem ve boylam çizgileri gibi, haritada bulunması zor türden yaşanan mekansal bir kesişme, ben buna ait olmayı istediğimde bile gideceğinden korktum. Biterse bitsin bu günlük kelime, zaten aklıma başka cevap ta gelmiyor, soru neydi unuttum bile, demek ki böyle oluyormuş, belki unutmaya programlanmıştır her insan aslında. Kim kime kimden kimsiz kalıyorsa o kimyongdur.

Adres

Bana iki bilinmezli bir denklemin nasıl sağ kaldığını açıkla, tesadüfün kısaltılmış halimiydi hayat. Pencereden bakarken sönüp giden güneş ışığı, bir kaç kedi ve kuştan ibaretti izlerken gördüğüm hayat, tabi ki hayat bana da dersimi verdi, ben bir belgesel konusuyum göklerdeki yıldızlar için, o yüzden biraz rahatla meyve suyunu ve cipsini hazırla insanlığı izlemeye gidiyoruz. Korkma bu hikayedeki kurgu sana seni senden saklayabileceği kadar uzağa saklamış olmakla yükümlü bir sırdaştır. eN rahat kendine kalbini açarsın, dışarıdaki fenalıklar atom bombası gibi patlar yüzüne, ne bir sağ kalan olur ne de gelecek kuşaklar için iyi bir vesile. Herkes yere kapanırsa ayakta kalan uygarlıklar yönetmeye devam edecektir dünyayı ve inandığını söyleyen binlerce ağız o gün geldiğinde, dünyadaki işini gücüne ve parasına bakacaktır sadece. Kuru bir deneyimden daha fazlasını tanımlamaya çalışıyorsak bunu iç çekişmelerimizin olmadığı bir başka yerde yapmalıyız. Ne demeye çalışmak ne dememeye çalışmaktan daha yorucu, sülfürlü bir ortam ve kükürtlü bir dioksit, SO3 hayallerindeki o korkutucu cehennemin kokusu ve gittikçe çürüyen bedendeki o iyileşmez kalıcılık. Hepimiz aynıyız diyemem ya da hepimiz farklı, insan tek başına zaten yeterince olağan bir şüpheli, bu süreçte adresi aynı bir tek kaderi farklı.

Çorba

Severiz kendimizi ve bu öyle çokta hoş bir değildir, yüreğin sözlerin üstüne basıp yükselmesi ve bizi biraz geride bırakması gerekmektedir bu sinsi yarışta. Tarif ederim ama sizi yanıltırım da, gülümserim ; içten olup olmadığımı seçmek aklınızın dışında. Bir kalıba dökerim gözlerimi ve sevmekten akmış kalbimi, peşimdeki ölüme ve önümdeki kalan günlere ve bu zavallı bedene yeri gelirse hiç ama hiç acımam. Bilemeyenlerin korkusu yerli yerleşik, son güne kadar sırnaşık ve enerjiktir tüm hayat belirtilerim, dondurmayı severim dans ederim tutkularım için, hayal kurmak ise bir çelişki kadar basit, kolay olacaksa hiç bir şeyi zorlamam ve sıkmam, hayat bir lüks günler ise sıradan. Hangi firma olursa olsun hepsi aynı değil, bunlar zalim ve zulümkar, ziyankar ve zararlı zorbalar. Hangi evde kaynamıyorsa çorbalar ödenilen vergiler yerini bulmuyor demektir. Dünyanın kaderi bu, biri hayatı dibine kadar yaşayacak diğeri ise sadece seyredecektir.

Kamuflaj

Yelkenler fora, güneşe doğru uçan sürünün en başında güçlü bir kaz var daha yakalanıp yolunmadığı için bizler gibi çok şanslı. Tütsülenmiş ve gözyaşına bulanıp kızartılmamış henüz kemiksiz diln köprüsündeki cana kadar. Köprücük kemiği insan kafasının üstüne oturtulduğu bir sırat görevi görüyor, kıldan ince bir zeka kendi kılıcının üstünde uyuyor, varılanacak yol bir simgeden çok kurgusal bir muamma, ben yarınsızlıkları ve bugünsüzlükleri gözlerinde söndüren kişiyim, el altında binlerce sfenks ve piramit isteyene bol tanrılı dinler, kimisi dinler kimisi dinlemez sizi, bir ara durupta dinlersen kendini, senin sana yollanmış bir elçi olduğunu umarım anlarsın, duyamadığımız için sema bize şarkısını söylemiyor işte, infra ve ultra sonikler, dünyayı algılama aralığında kaybolup giden ve ölülerin bize ulaşamaması gibi durumlar belki biraz bu yüzden. Kimseye umut vermek istemem, ikinci şansı hakedenler üçüncü için sıraya girenlerden biri olabilir, ahtapot bile üç kalplidir, tüm o kolları hareket ettirmek ve kan akışını sağlamak için o üç kalbe ihtiyacı vardır, biriyle sever, diğeriyle nefret eder, bir diğeriyle de kendini sahiplenirsen, hayatın içinde kendini zaten bir ahtapot gibi kamufle etmeyi de öğrenmişsin demektir.

Orca

Bundan daha fazla yalnız olmak kalbinin üstünde uyumak gibi geceleri. Değişiyor gün ve hiç bir şey eskisi gibi olmamak için birbiriyle yarışıyor adeta. Gözlerimdeki tozun en ilkel kalıntısı, uykuya karıştırlıp içilen korkularımız ve tesadüfen hayatımıza çöreklenmiş dostlarımız, maziye ateş eden kovboy ve silahsız ruhsatlarımız, bizimkisi kaza kurşunu misali, kelimelerin en baştan nereye gideceğini kurgularsan eğer sekip sana gelme ihtimali de o kadar azdır. Katil balina orcalar adını hak eden bir davranış türü gösterirler, yemeğini tıpkı bizler gibi seçerler ve bir şeyi yediler mi kemiklerine kadar yerler, malum kalsiyum ihtiyacı her hayvan için aynıdır. Eğer siz sörf tahtasının üzerinde bir insansanız önce sizi takibe alır sağınızdan ve solunuzdan geçerek sizi tanmlamaya çalışır, sörf tahtasına burnunun ucuyla ufaktan dokunur ve dengenizin nasıl olduğuna bakar, tüm hayvanlarda olduğu gibi yaradılış gereği insanın kim olduğunu hepsi bilir ve bu beni her defasında şaşırtmıştır nasıl oluyorda okyanustaki ve ormandaki bu canlılar ilk defa insanı görse bile tanıyor, orca sörfçüyü tanımlıyor ve onun bir insan olduğuna kanaat ettikten sonra yanından hızla uzaklaşıyor, sörfçü rahat bir nefes alıyor ama o iki dakika da yaşadığı müthiş karşılaşma gerçek bir yırtıcının nasıl olduğunu bizlere kanıtlıyor, insan güzel, insan tuhaf, insan hükümsüz bir haber gibi, kendi gerçeğinde uzak, türüne hırsları için, en yakın ihanette bulunan konumda.

Sundurma

Film buradan sonra kopuyor ve herhangi bir tehdit kalmıyor hayatın niceliklerini eleştiren veya bozan. Sebepsiz yalvarışlar pamuk tarlasında bir yangına sebep oluyor ve nedense bir diğerini fazla umursamıyor insan, yanında son nefesini verse bile çoğu zaman. Kukladan ve senaryodan kopamıyor kaderdeki hasılatlar, göklerdeki mavilikler hapishanenin sınırlarını belirliyor, bilemediklerimiz bizi öldürüyor yardım et kaptan. İnsan bir ormana girip kaybolmak istiyor ve sonra o ormanı da yine bir insanın yaktığını düşününce epey bir korkuyorum, orada yaşayan hayvanların kaderi için, acımazsızlık fırsatçıların tek boynuzu, sol gözü kör, içide dışıda kabuktan küften ibaret, sözlerden salata, bana kelime oyunu yapma, bir harf alayım, içinde mutluluk neşe umut ve sevinç olsun baba. Erkenden çıkıp yola düşeyim daha tanrıyla konuşacağım bir dağ başında, sonrasında oturup iki buçuk liraya çay simit hesabı yapacağız bu halka, kare üçgen çarpı ve halka. Enayilere açık halka kapalı olacak bu sundurma, her yağmurda sığınmasınlar kıyametler şemsiyesi altına, zamlar gökten gelmedi ya, onu da bir insan yaptı ilgiye çekebilmek için başka bir tarafa.

Tufan

Peçeteye yazılı bir reçete, reçele bulanmış bir kavanoz ve abanoz ağacından bir klarnet, sesli türküler korosu ve vicdanen fazla kullanılmamış orta şekerli bir kalp. Tahminlerim bu yönden ben ise bu yönden gidiyorum hayata, bu bir yol ayrımı bir sapak, bu gün uyusak yarını göremeyeceğimi de biliyorum. Tentürdiotlu dualar senkronize yakarışlar ateşleri kendine ilah edinenler bu gün bana din dersi veriyor. Üç bakkal arasındaki en kısa mesafe, eşkenar üçgenin altmış yaşını görememesi belki bu yüzdendir. Şifacıların saçları kökten uca besleyen yalan formülü, mezarda bile saçları uzamaya devam insanlar, uzaydaki ilk türk ve şempanzenin atalarımıza adres sormuş kadar olan benzerliği, üç kuruşa beş köftenin yapımcısından yeni bir korku filmi, çöpte bulunmuş ekmeğin evde suyla ıslatılıp yenilmiş hali, kupkuru gıdalara sağlıksız kararlara bir nesil daha kurban verilmiş gibi, tanrıdan önce seni bir insan kutsasın evladım, böylesini görene kadar zalim neymiş bekle. Sandıktaki Büyük Tufan iki bin yirmi üç haziran, kazan ya da kaybet herkese şimdiden kutlu olsun.