Decay

Bu ülkede yapılan işler yeni yüzyıla ayak uydurup daha da kolaylaşacağına git gide zorlaşıyor. Hani insanların yüzlerine bakıp mutlu veya mutlu olmadıklarını okursunuz ya, uzun zamandır gördüğüm her surat bu boğuşmadan yorgun düşmüş durumda, ekonomi ile yorup büyük fetih için fırsat kollayan bu düşmanların ortak hedefi haline geldik, ülkemiz zayıflatıldı hemde bile isteye yapıldı bu kirli, pis ve karanlık işler. Ülkemizin içişleri bakanının o kadar çok mafya elebaşlarıyla çekilmiş fotoları var ki insan inanamıyor bu uyuşturucu silah ve kadın tüccarlarıyla nasıl yanyana durduğunu. Konu para o kadarını biliyorum ama bir nedeni daha olmalı. Hırsızlık bir dursa ülkemiz kalkınmaya başlayacak ama, ülkemizdeki işler sizi gişede bekleyen devlet memurundan tutunda, zabıtasından polisine, hakiminden savcısına kadar leş durumda. Altılı masanın tek görevi iktidarı yerinde tutabilmek için taban vazifesi görmektir. Bu halka umut verici hiç bir sözlerinin olmadığını da görmekteyim, planları yok geleceğe dair ve bence hepsinin tuzu kuru, onlar sadece oldukları yeri korumak isteyecek kadar muhalefet yapıyorlar, gerisi zaten umurlarında bile değil, yıkılışın düzeninde hepsi birer kukladır onların. Muhalefetin tamamı tıpkı halk gibi, cılız, zayıf, aç ve düşünemez taklidi yapan ahlaksızlardan oluşuyor. Görmeyi değil duru görü yeteneği olan kadınlara ve bir avuç yürekli adama sesleniyorum, vicdan terazisi çatladı çatlayacak, geçmişten alınan haberler birer kehanetti, bir kaçı hariç sanırım hepsi gerçek olacak. Yıl bin dokuz yüz doksan dokuz, dccl’in depremden hemen sonra yeryüzüne çıkıp geldiği tarihtir. O gece büyük ayini kim gerçekleştirdiyse bin parçalık bu ele geçirelemez ruhu insan bedenine hapsetmeyi başarmıştır. İnsan görünümlü o liderin içinde taşıdığı şey sizin ve benimkilerden çok farklıdır. Onu da belki başka bir yazıda yazarım.

Endgame

Kaderden kaçılmıyor dedi aslanın ağzındaki ceylan, yerde, gökte, suların içinde ve her yerde bir savaş, bir hayatta kalma mücadelesi var. İnsanın kalbinde bir telaş ve gözümüzü büsbütün karartan bazı anlar var ki, belki de ömrümüze yazılmış olanın en kararlı sonuca götürenini yaşıyoruz ve ona göre sayısız şekillere giriyoruz hayatın gözü önünde. Hâl’den hâl’e geçiyoruz ve hâlâ hâl’den anlamıyoruz öyle mi ? Olasılıklarımız evet sınırlı, özellikle de bu bedenin yapabilecekleri bir etten beklediğimin üstünde çıktı, yine de şu hayatta bazı sınırlayıcıların olduğunu net görebiliyorum. Dünya insanının yüzde doksan yedisi kalan yüzde üçün refahı için ömürlerini feda ediyor, bir ev, bir araba ve bizim ülkemizdeki gibi kuru emekli maaşıyla hayatını sonlandırıyor. Sağlık sorunları olan ve tedavi alamadığı için ölen insanların çoğu bildiğiniz fakir. Aşağılayıcı devlet politikası en çokta bizim ülkemizde uygulanmakta şu an. Sosyal devlet olmayı bırakın artık hükümet sayesinde ortada bir Türkiye devleti bile kalmadığını net görmekteyim. Beşyüz bin konut projesi gider ayak bir hayal ürünüdür, hem olsa bile şartlar ne diyor, önce bizim seçmenimiz ve araplar, ordan artarda kalırsa belki siz türk halkı. Sen ev alırsan altı yüz bin arap ev alırsa dört yüz bin. Araplara da evi bizimkiler alırsa bizim artık bu ülkede ne işimiz var ki. Musevilerin ve hristiyanların ticari çıkarları olmasa, bir kölenin yetişmesi elli yıl almasa, oo bize kimbilir daha neler yapardı bunlar. Yine geldik zeki insanların bize karşı kurduğu akıl oyunlarına, biz oyun kuramazsak başkalarının oyununda işte böyle yeniliriz.

Sürçülisan

Zamana sürgün edilmiş ve kaderlerimizden vurgun yemiş gibiyiz. Bu dünyadan anca ölümüz çıkar. Çok değil azdır meselemiz, bazen yaşamak uğruna katlandığımız şeyler bizi merdivenden aşağıya iten görünmez elin katkısıyla daha da macera ve gerilim içermektedir. Kuklanın görevi başkalarını eğlendirirken sahibini memnun etmektir. Eğer fakir ve zor durumda biriyseniz ama buna rağmen kendinizi bozmayıp dürüst kalmak için elinizden geleni yapıyorsanız, yaratıcıdan çekeceğiniz var demektir. Bu insanların her gün yaşadıkları mücadele bir ölüm kalım savaşına dönüşürken, parası gücü ve itibarı olanların her zaman haklı ve galip çıktığını gördüm. Bu insanların gerçekleri gerçekten ama gerçekten çok ağırdır, siz bir de kalkıp bunların hakkını yerseniz inan daha da keyif alırsınız bindiğiniz süper lüks otomobilden. Fakirlikleri kader olabilir belki gerçekten, ama cahillikleri başlı başına başına bir seçimdir gibi geliyor bana. ‘ Sürçülisan ettiysem bu dünyaya bakıp affola ‘

Anahtar

Üretmeyen, direnmeyen ve savaşmasını bilmeyen ülkeler zamanla yok olup gidecektir. Geleceğin anahtarı onu elde etmesini bilenlerin olacaktır. Geçmişinden ders almayanlar atalarının başlarına gelen şeyi tekrar yaşamaya hazırlıksız yakalananlardır. Kurtuluşun tamamı belki teknolojiyle olmayacak ama en çok destek alınacak yerde orası olduğu için, büyük ulusların küçükleri ezip yok ettiği dünyada gerçek bir ilerleme görebilmemiz hâlâ mümkün değil.

İce fox

Yine küçük bir paranormal hikaye daha. Uyumak için yatağına giren adam bir türlü ayaklarını ısıtamaz, önce ayaklarını birbirine yaklaştırır ve bir müddet bekler, sonra her ikisinide birbirine sürterek kan dolaşımını hızlandırma çabasına girer, bu da sonuç vermeyince ellerinden birini yorganın altına sokar, amacı elinin sıcaklığıyla ve biraz masajla ayaklarını ısıtmaktır, ama şunu farkeder elini yorganın içine soktuğu gibi ayaklarına uzanan eli de anında buz kesmiştir, dışarıdaki diğer eliyle yorganı açıp ayaklarına ne olduğunu anlamak için bakmaya karar verdiğinde gördüğü şey, onu aşırı ürkütür. O şey ayaklarına dolanmıştır, o şeyin, tilki ile yavru bir timsaha benzeyen beyaz bir şey olduğunu görür ama inananamaz, tek sıçrayışta boğazına dolanan o şeyle odada tek başına savaş vermektedir, çok kuvvetli sıkamamaktadır ama adamın boynu bir kaç saniyede buz keser, ayet-el kürsi demiştik değil mi ? en zor hallerden kurtulmak için, tek eliyle onu tutup mücadele verirken ayet-el kürsiyi okur, bembeyaz görüntüsünün altında simsiyah bir vücudu olan bu şey geldiği gibi odadaki kapının altından bir rüzgar gibi süzülüp gider. Ayakları anında ısınır tabi hızla üşüyen boğazıda, bir daha gelir mi endişesinden sabaha kadar uyayamaz ve başına gelen bu olayı belki ben bir şeyler biliyorum diye gelip bana anlatır. Bunlar birinci seviye buz tilkileridir, canlıların vücut sıcaklıklarıyla beslenirler ve gerekirse bu olayda olduğu gibi avı için savaşmaya bile hazırdırlar. Ateş tilkileri de vardır ve bunlar birbirleriyle uzaktan akraba sayılırlar, bazı cadılar ise bu hayvanları sevimli bulur, onları erken bir yaşta yakalayıp evcilleştirdikten sonra bir ev hayvanı olarak kullanmaktadırlar.

Web 2.0

Web 2.0 Bizi birbirimize yakınlaştırdı. Daha önce gidemeyeceğimiz yerlere hayal gücümüzü kullanarak gitmiş kadar olduk. Yeri geldi eğlendik ve güldük, yeri geldi korktuk ve bir film izlerken ev rahatlığında ilk defa filmi durdurup tuvalete gidebilmenin özgürlüğünü yaşadık. İçeriği çok güzel olan bir çok sanat fotoğrafçısının eserlerini inceleme fırsatımız oldu, karikatür sanatçılarını da unutmamak lazım. Anime ve manga izlemeye başladık bu çizgi filmler nasıl ouyorda bir çocuk için yapılıyor derken, ulusunu üst akıldan konuşarak eğitiyorlar bu gelişmiş toplumlar onu anladım, bazen eleştirsemde çoğu zaman haklı buldum. Zamanda yolculuk var demiştim sizlere uçağa binip amerikaya gidiyorsun ve zamanda tam üç yüz sene ileri gitmiş oluyorsun. En kötüsüde ne oldu biliyor musunuz ? Oralarda yaşayan insanların tıpkı bizler gibi çalışıp ama daha iyi şartlar altında yaşadığını ve canlarının istediğini her şeye biraz çalıştıktan sonra eriştiklerini görünce, bizim burada yaşamadığımız ortaya çıktı ve onlar gibi olamayalım diye debelenip duran hırsız siyasetçiler ve o siyasetçileri kendileri için yetiştirp köleleştiren büyük iş adamları ve işkadınları. Dokuz milyon suriyeli, bir buçuk milyon ırak ve iranlı, bir milyon gürcü ve tacikistanlı, bir milyon azeri, yedi yüz bin bangladeş ve pakistanlı, yüz bin hintli, iki yüz bin afrikalı ile son yirmi yılın en büyük işgalini yaşayan bu ülkeye geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum. Türksüz bir türkiye için kimi seçmeniz gerektiğini biliyorsunuz. İktidarın ayakta kalması için elinden geleni yapan bu chp’ye de yazıklar olsun diyorum. Tam bir omurgasızlarmış hepsi. Hepimizin ortak kullanarak paylaştığı ne var varsa bitirdiler.

Küba’ya dönüş

Ülkemizin ışığı söndürülmek isteniyor, sizce bunu ekonomiyi kullanarak başarmış olabilirler mi ? Paramızın bir değeri kalmayınca bizimde bir değerimizin kalmadığını sürekli söylemek istiyorlar ama en can yakıcı nokta bu olduğu içinde, büyük Türkiye, hayalleri olan türkiye söyleminden de bir türlü vazgeçmiyorlar. Algıda manipülasyon devri bu, gözümdeki ışığa bakın diyen şeytanla en zirvedeki adamın açgözlülük dürtüsü tamamen aynı. En iyi olanı kendilerine istiyorlar. Ege’de kesilen zeytin ağaçlarımız daha sonra bir bir kamuya açılarak villalara dönüşüyor, satın alanların yüzde doksanı tamamen yabancı uyruklu., Didim, akbük, efeler mahallesi büyük yağma altında. Yeryüzü kaynaklarını yok ederek ilerlemeye gelişme diyorlar. Zeytinyağının pahalı olmasına mı yanayım, yok olup giden zeytin ormanlarına mı. Sert bir küba kahvesi beni kendime getirecektir. Hepinize güzel ve mutlu hafta sonları dilerim sayın okuyucu.

Dikkat ölü çıkabilir

Bankalar tarafından soyuluyoruz, medya tarafından kandırılıyoruz, siyasetçiler ise büyük yalancı, onların tek istediği rahatlarının bozulmamasıdır, hayatlarımızdaki iyi giden şeylerin sıralaması gün geçtikçe düştü, toplumdaki bu ekonomik mutsuzluk bir zombi salgınına dönüştü, şartlar bir çoğumuzu kapana alırken ve bir ayağımızı marketlerin tuzağının içerisinde tutarken, mutlu bir gün yaşanmasına müsade vermeyen idareciler ise iyice azgınlaştılar, halkı vergilerle ezmeye, kendileri en iyi şekilde beslenirken diğerlerine aç kalmayı emreder hale geldiler. Verginin Vergisinin Vergisini alan bu kişiler kesinlikle çok zalim insanlardır. Onlara verilecek ceza yeryüzünde olmadığına göre sebepsizce umutlanıp gökyüzüne bel bağlamak çok saçma olurdu. Bu toplum cahil kalsın diye çok uğraştılar ve sanırım başardılar da galiba. Dokuz eylül’de kutlanan İzmir törenlerini kıskananlar oldu ve çamur atmaya başladılar bile. Din de dahil sanki her şey onların tekelindeymiş gibi davranmaya devam ettiler, onların seçmenleri uykulu birer kobradır, onlara her zaman dikkat edin, sessiz kalırsanız eğer sizi bir fare sanıp yemek bile isteyebilirler, neden mi böyle söyledim, çünkü onların gözleri, kalbi, ruhu, mideleri ve gözleri hepsinin çok ama çook aç.

No proof

Kısa bir hikaye. Aranızdan bazıları kim olduğunu ve nereye ait olduğunu bile daha bilmiyor, bende bilmiyorum, büyük kayıplar içerisinde kısa koşuşturmacalarla örülü bir kafesteyim adeta. Görmeden gördüklerim duymadan duyduklarım dünyanın kaybettiklerini geri alan bir hapishane olduğunu anlamamı sağladı. Korktuğumda saldıran ilk şey kendi beynimdi. Benlik bilinç ve bağımsız gibi duran karakter kendi oyununda yaşayan en masum kurbandı. Biri yok edilmeye çalışsa diğeri üstün gelmek için hep hazırda bekletiyordu içindeki öfkeleri. Ölüme yakın silinirken o en sevdiğiniz kişi veya siz, insanın üstünden alınan yük kaldırılınca, ardında yaşayan şeyin bozulmuş bir makine gibi davranmaya başladığı görmüş olmalısınız. İnsan bir aldatmacadır, olayın foyası ölürken ortaya çıkar, tek ve gerçek insan sadece ve sadece yaratıcıdır. Eğer iyice düşünürsek, her şey o ise biz zaten yokuz demektir. Hepimizi yazanda o, yönetende o, konuşturanda o, belirli şartlar içerisinde kendi yarattığı bu hayatı deneyimleyende o. Gelecekte olan biri ve tüm bunları aklında yaşayıp bitirmiş olan biri, tüm hayatların kaderini, başlangıç ve bitiş noktasını seçebilir. Biz ise bu kısacık süreye kanıp buna yaşamakmış diyoruz. İnsan bir kez daha milyarlarca kez aldatılmıştır.

It’s a dream

Bulunduğum barın çatısına çıkıp beklemeye karar verdim böylece daha yüksek bir yerde olup çevreyi gözetleyebilirdim. Bir süre müthiş bir sessizlik oldu eğer güneşte batmasaydı akşam olmuş demezdiniz. Yanımda getirdiğim yemeklerden biraz atıştırmaya başladım ve gece yarısı küçük bir ateş yakarım düşüncesiyle bara geri dönüp bir kaç sandalye kırdıktan sonra, kırdığım tahtaların hepsini yukarıya çatıya taşıdım. Gece yarısı içinde insanları olmayan bu küçük kasaba her rüzgarda keskin yüzeylerinden sıyrılıp sanki benimle konuşmaya başladı. Kafamı kaldırıp gökteki yıldızları da görmesem yaşadığıma dair bir kanıt bulamayacaktım kendimde. Bir ayak sesi beni hayal dünyasından çıkardı aniden. Kasabnın içinde yürüyenler vardı dağ tarafından gelen gezginler veya köylüler olabilir dedim önce, yerimi belli etmeden izlemeye başladım etrafı yine. Çöl kıyafetleri giymiş adamlar çok garip yürüyüşleriyle efrafta dolanıyorlardı, ellerinde tuttukları kılıçlarının bir testereye benzediğini gördüm ve daha önce de duymuş olduğum o garip bir lisanı kullanıyorlardı. Aralarından biri durdu ve bir hayvan gibi havayı koklamaya başladı ve tek hamlede ona en yakın evin çatısına atladı. İşte bu iyi değil hiç iyi değil, kokumu duyuyorsa eğer beni bulması an meselesidir. Ama önce yakından görüp bunların gerçekten ne olduğunu anlamam gerek. Yer değiştireyim derken küçük bir dikkatsizlik sonucu çürümüş ahşap yüzey kırılıpta barın ortasına düşünce herkesin buraya toplanacağını biliyordum, şimdi bir de sırt ağrısı, bu iş bitince bir doktora görünmem lazım. Bir anda barın kapısında bittiler biri ise kırılan çatıdan bana bakıyordu, gözleri ve kılıç tutan elleri. Kapıdan ilk girene silahımı ateşledim miskete kazınan kutsal işaret onu hemen ateş topuna çevirdi, eminim böyle bir karşılama töreni beklemiyorlardı. Çatıdan atlayan içinde bir misket yaktım o da arkadaşı gibi hızla alev aldı. Diğer ikisiyle kılıç kılıca bir mücadele yaşadık düşmanını görmek gibisi yoktur. O kıyafetler sizi aldatmasın bunlar yılan yüzleri olan kuyruklarını elbisenin altına gizledikleri için tıpkı insan gibi görünen reptilian soyuydular. Tüm kasabanın neden yok olduğu şimdi daha iyi anlaşıldı, kana, ete, insanın aklına ve canına susamış bu varlıklar efendilerine sorgusuz itaat ederdi. En az beş tanesi yok olup gitti kılıcımın önünde. Heybemdeki büyüleri tek tek hazırladım, onları tuzağa düşürmeliydim eğer yakalanırsam diğer insanlar gibi sıra bana da gelecekti. Ateş çemberi büyüsü, akrep kılavuzu büyüsü, görkemli fısıltı büyüsü, kılıcın gücünü arttırabilmek için onu cinlerin tozuna buladım ve suyu ateşten ayırdım. Böylece kılıcı her salladığımda gözleri kamaşacaktır. Çatıların üstüne kadar süren bu kovalamaca yılan soyuna hiç bir etki etmemiş gibiydi. En fazla elli veya yüz kişi olurlardı böyle küçük gruplar, ama bunların şimdiden sayısının beş yüz olduğunu düşünmeye başlamıştım ve böyle düşünmek savaşma hevesimi kırıyordu. Cin garnizonundan yardım istemekten başka bir çarem kalmazsa diye hazırlıklarımı yaptım, doğuya doğru bir tılsım yakıp ve onu kendi kanımla ve sözlerimle kutsadım. Eğer bir borcum olacaksa bile kazanılan tüm ganimet yardıma gelenlerin olacaktır, bazı durumlar pazarlığa açık değildir. Sürüngenleri gelen yardımla yendik ve onları geldikleri boyuta geri püskürttük ama yine de bedeli ağır oldu. İnsanları götürdükleri yeraltındaki yuvalarını bulunca hepsini yiyip içtiklerini gördüm, kimseye acımamışlardı, içilip bitirilmiş hayvan leşleri etrafta çürümeye terk edilmişti. Yardıma gelenlerin kim olduğunu söyleyemem o zaman anlaşma büyüsü bozulur ve her şey sona ererdi o yüzden hepsini ayrıntılı bir şekilde maalesef yazamadım. Büyük cin garnizonu insanlara her zaman yardım etmeye hazırdır. Son ve büyük savaş yaşanırken herkesten ileri olduğunu düşünen uluslar ilk önce kendi komşularını acımasızca yok edecektir. Dip not algı yönetimi. Burayı okumadan geçmeyin lütfen. Bir hükümet önce büyük bir problem yaratır hemde her anlamda, sonra suçu sürekli başkalarına atar, insanlar kendilerine yardım edilmesi gerektiğini düşünerek bu hükümetten haklarını verme konusunda sürekli yardım isteyip dururlar, böylece gerekli reaksiyon toplumdan alınmış olunur. Bu hükümette krizden çok önce planlamış olduğu çözümü yavaş yavaş halka sunar, böylece hem istediğini yaptırmış olur hemde yapabileceklerini kendi seçmenine kanıtlar ve iktidarda kaldığı süre içerisinde insanları bu boyun eğiş döngüsüne hapseder. Bilmem anlatabildim mi ?*