Kalbinizde duydunuz

Dünü geride bıraktım,şehirdeki ruhları çağırdım geceleri,içinde Aşkın olduğu büyülü masallar anlattık birbirimize.Rüzgarla körebe,yağmurla saklambaç oynadım,küçüktüm,çocuktum,dünyanın haline acıdım,büyüklerin oyunlarına her baktığımda gördüğüm hala budur,yalan söyle,yalana inan,yalanı sat,bilmeyen için bu tek düsturdur.Cebimde misket şıngırtısı,evde dinmesini beklediğim kısa bir yaz yağmuru,içim içime sığmıyor bir an önce çıkıp oynamak istiyorum arkadaşlarımla.O zamanlar acıbadem bir yeşillikler ilçesi,toprak yolları,güzel bahçeli villaları olan,tadına doyulmaz sessizlikte bir semt bizim için.Toprak olan yoluna gelip asfalt döktükleri günü hatırlıyorum ve artık duyulmayan toprak kokusunun nereye gittiğini soruyorum halama.Çocuk ruhumun kırılma anı mermer bir plakadan çıkan,bitmiş bir heykel gibidir,güzel olmasına rağmen  artık daha tedbirli ve mesafelidir kırılgan insan ilişkilerine.Hepsinden çok,acı en kalıcı izdir,silinen zaman,eksilen basamak,kendimizi bulacağız diye şu maruz kaldığımız işkenceler yok mu,hayatın diğer hattından bize doğru gelen,adı tecrübe ile karışık alınması gereken derslerden,sınıfta mı kaldık ulus olarak acaba da,bunlar geldi başımıza.Kalbinizde duydunuz zilin sesini ve yarışma başladı hepimiz için.

Reklamlar

CİRCLE

Geceleri rahat bir uyku uyuyamıyordum rüyalar yüzünden,gerçekleşen endişelerim siste çalışmayan vapur gibiler,bir aradalar ama güçsüzler.Tam da kaybolmaya hazırlanıyordum bu beton ormanda,bizi zor duruma düşürmeyi,darda olduğumuzu görmeyi pek sever zenginler.Yola getirir,hizaya sokar,akıllarınca adam ederler bizi.Bizi bir,parayı yüz sayarlar,hele birde seçimler yaklaşmışsa,su içmeye gelen hayvanları bekleyen,sessiz timsahlara dönüşürler,birden nazik ve duygusal olurlar bizimle bağ kurarken,çünkü yalancı empatileri,oylarımızın ve hayatlarımızın onlar için tek değerli olduğu noktada bulunmasıdır.Bu ülkede devlet eliyle okul açılmaz oldu,neden,çünkü özel okullar var,açılanlara bakın isimler hep yabancı,istedikleri fiyatlar hep fahiş,piyasası ve kesin olmayan rakamları var,mezun olsanız da,olmasanız da.Sinema,tiyatro ya da opera binası açılmaz,çünkü tekkeler,şeyhler ve onlara biat etmiş cüzi iradeler var karşımızda.Hastanelerde şifa arayan,hep eskiyle yeniyi karşılaştıran,bundan daha azı için şükür ettiğini unutan insanlar var.Yolunu,otobanını,köprüsünü,tünelini işleten hep yabancı ülkelerin firmaları var,güzel ve karlı bir işin tüm gelirini kendi banklarına taşıyorlar,lafa gelince size hizmet yaptık,istesek bunu da yapmaya bilirdik diyorlar,demeye getiriyorlar.Ordu toplanmış Afrine girmiş,örgütü yöneten saha ajanlarının tümü çoktan evlerine dönmüşler,bizlerse a.s.u’nun emriyle hareket ederek,ardında bıraktıkları için temizlik yapıyoruz.Canım ülkemin içinde yaşayan ve vatanını seven her insanının gözü,mukaddes ordumuzun üstünde,dualarımız onlarla ve Atalarımızla birlikte.Katillerden oluşan büyük bir ordu devleşmek üzere sınırımızda bekletiliyor,artık orta doğuda pek bir şey kalmadı,ucuz petrol ve israiloğullarına devretmek üzere oldukları topraklar dışında.Yemek sofrasındaki bir tatlı gibi Türkiye en sona saklandı.Düşmanına düşman diyemeyen ve tavır alamayan zayıf bir ülke yarattılar yıllar içerisinde,sanayi,tarım ve hayvancılık durma noktasına geldi,her şey özelleşti zamanla ve tüketim ürünlerinin fiyatları arttı,feto algısını delip geçecek her doğru lafı çürütmek ve çarpıtmak için, paradan ve güçten oluşan bir çember yaratmışlar,medyada bu işin içinde ve kesinlikle taptıkları,Allahü teala değil.

Hayat

Bu sabah soğuk ve rüzgarlı bir hava vardı dışarıda,uzaktaki birileri,birilerine ya küsmüştü ya da gereksiz bir şey için gereğinden fazla konuşup canını sıkmışlardı,ilişkilerinin.Ya da kedileri bu sıkıntının farkına varıp ayaklarına dolanmıştı ilgisiz kalınca,Ya da kar yolu kapamış,ulaşım aksamış,hayat durmuştu kısa bir anlığına da olsa beyaz örtünün altında.Ya kiraz mevsimiydi pazarlarda,ya da çilek yeni çıkmıştı turfanda.Ya çiçekler artık işe yaramıyordu,ya da aşığın gönlü ritim tutuyordu boş bir tavernada.Sözü olmayan şiirin sanatında ayna arayanlar varmış,duydum ki meşgulmüş temize çekmek istedikleri vicdanları,karaya vurmuş balinalar kadar çaresizmiş kurtulduğunu sandıkları hayatları.Aşkı oyun,aşığı oyuncak etmiş ellerinde,ya güve,ya ipekböceği,ya kelebekmiş önceki hayatlarında.Hayat ; takas yoluyla geçilen bir büyük bilmeceymiş esasında,ya da olabildiğin kadar olgunlaşıp koparılmayı beklemekmiş sonunda.

Savaş alanında

Hayatın sihirli bir karışım olduğunu söyleyenler var.Bir de gerekmedikçe konuşmayanlar.Seninle dünyanın arasına gerilmiş ince çizgiler var,üstünde misin ? o çizginin,yoksa düştün mü ?bilmiyorum.Seyahatin sırasında sende bizim gibi kaderin metro hattını kullanıyorsun,yaşamadan öngörülemeyen her deneyime bir anlam verebilmek için buradasın.Hayatının bir çok yerinden aktarma yapıyorsun,inan çıkan sonuçlar seni memnun etmeyecek,hiçbirimizi şimdiye kadar etmedi ki,bunu bu şekilde anlamakla da hayatımızdaki sonuçlarını değiştirmedik biz,yapılan hatalarımız baki kaldı,ta ki biz af dileyip o kabul edene kadar.Yağmur yağdı ve durdu,kısa bir müddetliğine soğuk kırıldı ve hava aniden ılındı aramızda.İçimdeki büyük endişe,ben camdan bakarken ıslanmış sokağa ve ağaçlara ve ihtiyaç duyduğum toprak kokusuna ve aradığım rahatlama hissine bile,bazı zamanlarda çok çok üstün geliyordu.Yine yorgunum.Her felakete dayanırım da,kalbimi istilaya gelen bu kalabalık orduyu Aşk olmadan yenemem.Savaş alanında binbir renkli çiçeklerin olmasına ve onların güzelliklerine rağmen,insanlar yine de bu tablo karşısında savaşmak istedi.Yıl oldu iki bin on sekiz,bizde pek bir şey değişmedi.Umarım değişir.

Sonuçların sonuncusu

Nefesimi söndür,bırak biraz izin ver gözlerim alışsın karanlığa.Kalbim ters dönmüş kabuğunda,biraz hüzün biraz neşe ver devam edebilmem için yoluma.Mutfakta yine şarkılar söyle sırf içinden geldi diye,sırf o an sen mutlusun diye,o haline bakıp ben de mutlu oluyorum.Umutların üstüne konan hatıraları,koca bir sığırcık sürüsü gibi tüketiyoruz.Hayattan olabildiğince keyif olmaktan,her durumda yaşadığını anlamaktan,birazda kendini tanımaktan geliyorum.Küçük bir mucize,tek başına ise,ne işe yarar ki ? Küçük bir umudu değerli yapabilmek için,her gün aynı çabayı,aynı özeni göstermemiz gerekiyor hayatımıza.Geçici bir süre seninle olan hayatını parlatmak,onu bir zanaatkar gibi işleyip yontmak,işte bu zorlayıcı derecelerden geçerken ortaya çıkan sanata,biraz olsun kendime yaklaşır gibi yaklaştım,ama yine de,o tam ben olamadım.Bunun için binlerce yıla ve binlerce edinilmiş tecrübeye ihtiyacım var.Sonuçların sonuncusu değilim ben,kendine yakın en uzak ihtimali yaşayan bir rüyacı bile olabilirim,anlamaya çalıştığım kişisel evrenimde,yani kısacası ; yaşadığım hayatımın,dünyadaki kötülüklerden koruyucusuyum ben.

Ümitlerim ve umutlarım adına …

Masada karambol kaderler,karşımda hüzün,bakmayı becerebilirsen yüzüm burada,gözüm.Kapıdaki limuzinde benim gibi evlatlık,içime işleyen bir soğuk algınlığı,kronikleşmiş geçmeyen kuru öksürüklerim var.Ruhumuzu kaşıklayan dünyanın,hayalimizdeki masada bıraktığı lekeler gibiyiz,hem buradayız,hemde acilen iyileşmemiz lazım.Hataları görmekten sadece hata görür olmuş gözlerin,bakışlarını değiştir kendine karşı.İstanbul,şehrin biraz dışına çıktığında,gördüğün bir güzellikten ibaret değildir.İçlerine hapsolmuş kendi kafa sesiyle konuşan insanları vardır,tereddütleri kısa mesafede koşan oyuncuları,birikimlerini kitaplarda arayan yalnızları,mutluluğu sadece aşkı bulduğunda yaşayacağını zanneden,kalbi enfeksiyon kapmış,tedavi görse hemen iyileşecek hastaları vardır.Dünyamızın,onu seven ve içindeki insana değer veren şahitlerin önünde öldürülmesi ve her zaman ki gibi zamanında gelemeyen ismi ambulans olan,çaresizlikler tekeri.Yorgunum,eve gelene kadar yoğun bir bilinç trafiğine takıldım,düşünce olarak zaten evimdeyim,bedenimin getirdiği bu kısıtlamalar olmasa,Çin’e kadar yürürüm ben,bu ruhumla.Paranın bir hiç olduğu kıta’dan diğerine geçtim sanki,manzara uzaktan güzel ve etkileyiciydi,insanlara yapılan büyük haksızlıklar bu mesafeden bakınca görünmüyor gibiydiler.Birbirlerine güvenmeyenlerin zirvelerinden egolarım ayağımda aşağıya doğru kayıyorum,peşim sıra düşen büyük bir çığ,beni yutmaya çalışıyor.Hem ondan,hem kendimden,hem kaderden,hem de hemen kaçmaya hazırlanıyordum,her sabah zihnimde koşuya çıkan bu sporcu kılıklı yaratıkta kim,ümitlerim ve umutlarım adına,bu kurguyu yaşıyorum ben,sevginin üstün geleceği mutlu bir toplum düzeni hayal ediyorum ben,çocukça ya neyse.

Pişmaniye

Rüyalarımı gördüm.Ateşler içinde geçilen o yolu yürüdüm.Ne denli yalnız olduğumuzu uyanınca anlıyoruz.Tek doğuyor,tek büyüyor,tek ölüyoruz.Hepimizi birer birer avlıyor,hayatın ölüm denilen usta avcısı.İyi bir avcı olmanın üç temel kuralı vardır ; bir,sabırlı olmayı bileceksin,iki,iyi iz sürmeyi öğreneceksin,üç,durumu lehine çevirebilmek için iyi kamufle olacaksın,tüm bu şartlar sessizlikle yürütüldüğü için evrensel düzende,biz çoğu zaman hiç bir şeyin farkına bile varmayız.Azrail bile aynı anda iki farklı yerde olamaz,muhakkak ona yardım eden başka avcılar da vardır.Hikaye biter,gereken ilgiyi görmemiştir hayatın,ceviz kabuğunu doldurmayan,incir çekirdeğinden küçük herşeyi,gözünde çok büyüttüğünü görürsün,ama bunun görüşüne ve aklına bir faydası olmaz.Pişmanlık ; yenilen pişmaniyenin şekeri kadar belalıdır.Sen ne dersen de hayat güzeldir dostum,ama içimizde tuttuğumuz o şey,işte o biraz karanlıktır.

Bu değişmeli

İstanbul ; içinde yaşayan efsanelerin kahramanlarını,açgözlüler ve düzenbazlar karşısında güçsüz,zayıf ve silik olarak gösterme çabasında.Ağır bir yaşam standardının zalimce aşılandığı dönemleri geçiyoruz,oyunlara boğulan oyunlara doymayan bir halk var karşınızda,ama inanın hepsi sizin ne kadar kirli ve yalancı olduğunuzu biliyor.Arası açılan toplum bireylerini dolandırmaya hazırlanan,onların zaaflarını bulan ve onlara karşı kullanan,açgözlülüklerinden fırsat çıkartan birileri her zaman çıkacaktır.Ahlaksızca olan ve bize esas zararı veren davranış,hırstır.Bu kadar hırslı olmayın para için,biraz insan sayın.Ön yargıyla örülü bahçemizi talan ederlerken nerelerdeydiniz,doğru bildiğiniz yanlışları dikte ederken ve gereğinden fazla bilmişliğimiz yüzünden hep yitirdik öğrenmenin nasıl bir his olduğunu.Kendi olmaya fırsat verilmeyen her birey,elinden aldığınız her eşitsizlik ve her adaletsizlik için,artık kafasını kaldırıp mücadele edecek kadar gücü kalmamış ve tükenmiş bir halde yaşıyor olabilir tüm duygularını,kendi hayatına çakılmış büyük bir uçaktan sıçrayan,cıvatadan başka birşey değildir artık birey.Eğer biraz sarsar ve yerinden sökmeye çalışırsanız kalbinin bile artık size tepki vermeyeceğini iyice biliyorsunuz,çok büyük bir zorluk yaşamadan bu toplumun asla değişmeyeceğini de biliyorsunuz.Hayatımızın en büyük riski kendimizi ve ailemizi korumaktır,ikinci sırada çalışmak yer alır,ardından sağlıklı beslemek,pahalı değil ama temiz giyinmek ve yuvamız dediğimiz barınaktan vazgeçirtip bizi,hangi yanlışa yönlendireceksiniz sürü halinde,ikna edilemeyen bir seçime doğru hepimizin zorlandığını zaten biliyorsunuz.Bu değişmeli.

Sevginin gücüne

Büyüdükçe derinleşen yalnızlığın kıyılarında oynardım ben çocukken.Korkardım adını bilmediğim karanlıktan ve onu kovalayan aydınlıktan,günün kahramanı gibi sözederdik aramızda.Gözlerimde çapak olurdu sabahları,unutulmuş hiç bir rüyayı hatırlamazdım uyanınca,endişe etmeden on metre bile yürüyemezdim,oysaki dünya kabuğu kırılsa içinden çıkacak olan yine sonsuzluktur,hemde eskisine kıyasla daha iyi bir haliyle.Hayata geçerken minik bedenlerimiz vardı,küçük bir şeyi dünyaya yollamak daha kolaydır  diğer taraftan,bu istikamete doğru yollanmış bir kargo olarak düşünün dünyaya gelişinizi.Elle tutması,öpmesi,koklaması ve sevmesi daha kolaydır bebekleri.İnsan veya başka ne isen onu görmen gerekmiyordu çocukken,bu lütuf içinde yaşama biçimi hep özel kılınmıştır bize,aslında cennetin ta kendisidir çocukken insan.Şu hayatta görülmeye değer olan şeylerden biride insanların bilinçüstü ülkeleridir,gezilmesi ve anlaşılması gereken yerler hep oradadır,size sevebilmeniz için o kişiyi fırsatlar verir her gün,kucaklar dolusu güller taşır karanlık odalarınıza,öpücükleri olur tarçın tadında ve fikrinde sevme vardır aşığın,kendini bırakıp başka bir yalnızlığı iyileştirmek için ömründen,sağlığından ve hatta varlığından vazgeçer.Sevginin gücüne daha çok inanmak ister,sevmeyi bilen biri.

Okullarım tatil

Elimde çiçeklenmiş bahar gibi bir gençlik.Yağmurun izi var üstümde.Küçük çamur parçaları yağıyor gökten,ademleşiyorum baktığım her varlığa olan bir benzerliğim yüzünden,topraklaşıyorum böyle zamanlarda,hayatı bir su gibi emiyor,bedenimin sözsüz eylemlerine engel olamıyorum.Olmakta istemiyorum aslında,kendinizi kabul ettiğiniz an,hayatın akışıda ister istemez kolaylaşıyor ve güzelleşiyor.Geri planda çalışan henüz varlığından emin olamadığım bir ben var.Okullarım tatil uzun zamandır,duygular tüm yolları kapatmış,yağmış durmuş yüksek yerlere düşen karlar.Yağdı mı dinlemiyor işte yüksek veya alçak,yağacak kadar soğuksa ve adaçayı-zencefil içilip,hüzünlenip ağlanılacaksa,ağlanılıyor.Yenilir yutulur laflar ipe dizildi kurutuldu,ihtiyacımız var kopyalanmaya,tereyağından kopya çeker gibi,fotokopileşiyoruz aslını bilmediğimiz gerçekler hakkında.Kelimelerin turşusunu kendisine saklamayıp ikram eden de var,yanına bulgur yapıp aslında doğru yaptığını düşünen de,damak zevkine ve lezzete düşkün bir grup var.Kendinden kaçamazsın ikinci bölüm.Saat yirmi bir çift sıfır da o kanalda.