Kul-lan-at

Bak afganlar geliyor selam veriyor, bir çoğu türkçe öğretilmiş eğitimli asker, tv deki adam size yalan söylüyor. Bak ormanlarlar yanıyor, nedense pilotlar işten çıkarılmış, uçaklar hangarda çürümeye terk ediliyor, envanterde uçağımız yok diyor mozambik hainleri, kabilenin reisi yine çay mı veriyor, manavgat halkı bu yangından hiç mi ders almıyor da oralar hep villalar yapılıyor her sene, sayın mozambik belediye başkanları geriye dönük hep imara izin veriyor, orta refüjlere ağaç dikiliyor ya, daha bu halk ne istiyor. Mozambikte ki hava limanı için 600.000 ağaç kesiliyor, bundan bize ne uzaklarda bir yerlerde doğa mı ölüyor ? bundan size ne siz işinize gücünüz bakın diyor, alın benden bir keyif çayı için diyor tv deki adam. Kabilenin reisi pek bir yüzsüz çıktı, tebaası ise ondan yüzsüz, varsa bir iki yüzlük patlat da şurdan lahmacun yiyelim, denize karşı portakal suyu, komşu hu yetişin vatan elden gidiyor, bir tepsi baklava gidiyor bana ne, size gidiyor ama, bu seferde sana ne. Yağmur ol da yağ üstümüze rüşvetler gibi, olmaya devleti cihanda bir nefes sıhhat gibi. Haram yemek güç ister, haram yemek … ister, bunlar daha iflah olmazlar gari hadi hadi gari. Dünyayı seyrederek ölüp gidenler cehennemi görmüş kadar olmuştur. Kısa bir bilgidir, ister bir yerlerde kullan, ister kul-lan-at.

Hesap

Her yapılan işin iki yüzü vardır, bir bize görünen iki bizden gizlediği, siyasetin bu kadar ilgi odağı olmasının nedeni, oraya bizim seçip koyduğumuz insanların bize hizmet etmesini umduğumuz içindir, bu umudu yıllar içerisnde defalarca çürütüpte en sonunda güvenilmez devlet-halk modelini büyük uçurumlarla bizden ayırmışlardır bu kişiler. Sebebine gelince gayet basit, çünkü siyaset hayatın her yerinde ve her kademesindedir, daha kısaca özetlersem kişinin kendisi dışındaki herkese hem samimi hem mesafeli davranması olarak yorumlayabilirim bu durumu. Söz gelimi bu gün işe gitmek istemediğinizi varsayalım, iş yerine telefon açmasıdır, hasta olduğunuz yalanını beyan etmenizdir, doktorudur, muayenesidir, yok raporudur derken, her şey çığ gibi büyüyüp gider. Yalanı söyleyebilen yalancıdır zaten, türkiye şartlarına göre gıda fiyataları o kadar ucuz ki bu insanlar neden hala şikayet ediyorlar bir türlü anlamş değilim tarzı bir pişkinlik içermesi gibi, gerçeğin ne olduğunu hepimiz biliyoruz, gıda fırsatçılarına izin vermeyeceğiz deyip kamu spotu yapmak gibi, anlayın işte kara propaganda, zihin tokatçıları bunlar, akıl çembercileri programı gibi, bir saat te cinayeti çözen, emniyet güçlerini boşa çıkartan tv programları gibi, kırmızı etle harikalar yaratan master buster şef programları gibi, bunlar hep program ve bunlarda medyanın kulağa saçma gelen ve hakikaten de öyle olan yayın algoritmaları gibi, gereksiz ve vakit kaybı işlerdir. Gel gelelim yazın şu güzel ve doyurucu atmosferine, yaz benim mevsimim, denizi çok severim, yine gelecek ben, kaçırdığınız herhangi bir güzellik varsa çekinmeyin, onu isteyip istemediğinizi kendinize bir kez daha sorun, bakalım bu sefer nefsiniz size ne cevap verecek. Bu cuma doğum günüm, hesabı kim ödeyecek.

ecobomb

Sistematik bir şekilde ülkemizden içeri alınan afgan göçmen sayısı bu gün itibariyle bir nokta iki yüz bin olmuştur, birde ülkeye kaçak yollarla girenler var ve hiç olmadığı kadar serbest bir şekilde sınırlarımızdan içeri girebiliyorlar, askeri güç suskun ve hudut hattının gersine çekilmiş durumda, a haber bunu da bir ajp başarısı olarak lanse ediyor ki bu çok acıklı, eğitimsiz, kadının değersiz olduğu, mağara devrinde yaşayan bu kavimler, şimdilerde türk toplumuyla harman edilerek nihayi kıyamete hazırlanıyor, iran üzerinden gelenle afganistan üzerinden gelen insanlarda bir garipilk var, hem zaten aşı falan olmamışlar ki bu çok tehlikeli, tam da bu sene bu belayı def ederiz başımızdan derken, bunlar başımızda geldi, burada yaşamalarına kim ve neden bu kadar rahat izin verdi, sizde benim gibi tahmin edersiniz, bu insanların yüzde kırk beşi eğitimli askerdir, ailesini de yanına alımış elini kolunu salllaya sallaya ülkemize girmektedir, her türlü işi kotarabilecek ölünce de şehit olacağı söylenen bu insanlar, bombacı, provakatör ve teroristir, çok ama çok azı gerçekten ihtiyaç sahibidir, suriyelilerin yıllık maliyeti ülkemize kırk beş milyar dolar ve belki biraz daha üstü., size bir şey söyleyeyim mi dostlar, bizi bitirmeye gelmişler hakikaten, bizim için öl emri verilmiş diri diri hemde, corona belası bu senede geçmez, okullar açılmaz, ekonomi asla düzelmez, bu insanlar ülkemize zarar veren herkesi destekleyen bir yapıyla sıkı fıkı çalışmaktadır,Herkese yeniden geçmiş olsun, Allah sonumuzu hayır etsin. Din kardeşi müslüman kardeşi onlarda insan ama bak, ayağına kimse yatmasın, bize gelince zarlar hep hileli, bir doğru siz olamazsınız, ben doğruyu söylediğim için hep haksız, sen ise güçlünün yanında duran o yalama değil misin ?

Musibet

Varolmayı özlüyorum, güneşin üstümüze dökülen sıcak kanatlarındaki tek bir perdede, yorulmadan ve dinlenmeden ne hissettiğimi fazla da önemsemeden hayattan bir gün daha siliniyorum. Bunu sevgisiz nasıl sürdürebilirim, anlaşılır şekilde kafatasımın içi hem koyu bir karanlık ona ışık yollayan iki küçük pencere artık kapanmak üzere, söylediğime bende katılmıyorum, önce uzaktan izlemek sonra yakından görmek lazım biliyorum, iki tuhaf kelime seçiyorum biri kurbanlık,diğeri dolanmış dilime. Ciğerimi söndürüp kalbimi ateşe kim attı bilmek isterdim, acaba bu da o kara büyülerinden birimi üstümüze oynayan korkutucu hayatın. Değersizleri alıp bu kadar güzel parlatan, şarlatanlardan büyük ve güçlü bir ordu kuran, ahlaki değerleri iliğine kemiğine kadar sömürüp atan, bizim hayatlarımızı hepsinden geride tutan ve asla geriye dönüp bizlere ne olduğuna bile bakmayan o büyük güç, göklerden gelecek olduğu söylenen o büyük yardım, hepsi geride kalmış binlerce yıllık bir hikaye ve artık sahte bir avuntudan ibaret ona inananlar için. Gerçek bir şey görmek isterseniz eğer kafanızı bu güne çevirin, size ve bizlere yaptıkları her türlü kötülüğün yanlarına kâr kalmış oluğunu göreceksiniz, Dünyanın tüm nimetlerine sanki kendi mallarıymış gibi çökerken toplumun geri kalanına verdikleri tek mesaj, dünya işini bize bırakın haydi kafalar secdeye oldu, daha cahilleri, çıkarcıları ve gösteriş budalalarını bu hesaba katmadım bile, onlar dünyalık biz ise ahiret için çalışırız diyen gevşekler mi istersiniz, sonra da başına gelen musibetler için en yakınını suçlayan, din kardeşim ayağına yatan, hedefi saptıran ve iradesini tv deki her gün gördüğümüz adama teslim etmiş yaratıklar mı desem yoksa demesem mi bir türlü bilemedim, ajp genel başkan yardımcılarından mustafa şen şöyle bir tweet attı geçen gün. Şen, türkiyeden suriyelileri göndermek yerine bizim gitmemizi önerdi. İki bin yirmi üç türkiyeyi bölmek için savaşmak anlamına geliyor olabilir hem de her anlamda, doğuda suriye sınırında iki yüz ellli binlik asu ordusu, batıda ise bize karşı çevrilmiş avrupa ordusu hazırda bekletiliyor, siyasi lidelerimizin hiç biri o gün ortalarda yok, acaba niye diye sormaz akp li bu seçmenimiz, ülke işgal altındayken bunu bir kurtuluş ve cumhuriyetin yıkılışı olarak görüp sevinen ve kutlayan çok etrafımızda. Eyvahlar olsun ki, hem de ne eyvahlar olsun, eğer bu hayali plan bile bu kadar gerçek geliyorsa bana, bizler şimdiden yanmışız hanımlar beyler ve sayın okuyucu haberinizi olsun.

Çöplük

Kısa kelimelerin arasında konaklayan avcı ruhlu şizoidler, gece iki de buzdolabındaki hayalet, millet aç, millet kapa, yalama oldu bu aralar uyku düzeni dediğimiz şey, karga serçeyi acımasızca copladı yemeğin dağıtıldığı miting alanında, huzuru bozanlara ödül verdiler hırsızları tebrik ettiler şu dünyada, televizyonlar deli saçması, çok izleyenin pantolonu yarıda. Güya galataya dadanmışız, inanın bir martı değiliz biz, çatılarda sabaha kadar büyük senfoni, kalsam mı ? ölsem mi ? bir türlü bilemedim şimdi. Ağzı açık mektup, şair basamaklardan inerken yine düştü, ışıklar niye yanmıyor ki. Çöplükte insan mezarlığı, kokuşmuşluk bu olsa insan yerini yurdunu terk eder mi ? Fi yatlar rıhtımda öyle bir araca minnacık vergi, her nesil bir öncekine küfür edip gider mi ? sağlam olsa ne yazar kral lütfedip halka iner mi ? Eşeğim sağlam, yoncası has kuru, taze çimenlerde boka basanlar, esasında her gün yüzümüze gülenler mi ? Mi bir nota olsa, kubbesinden atar intihar eder miydi kendini, kim kendini bilmezse sonuçları kaçınılmaz değil mi ? Deniz kıyıya hasret, düşlerim bir yolun sonu gibi, kaçınılmaz olan, zamanda her gün sürüklenerek bir yere varmak için mücadele etmektir. Herkesin içinde nedense bir şeytan, her günaha bir kulp, cahiller kefensiz ordu, gözler dağlanmış kurallar yok oldu, susan dilsiz şeytan, umarım onu evcilleştirmenin herkes kendince bir yolunu buldu.

Kağıt

Güzel şeylerin hemen ardına gizlenmiş o çürümüşlük kokusu, dünya kendini bizden gizlemeye çalıştıkça daha da yoğun bir şekilde duyulmaya başladı, sanırım artık kimse kimseye acıyacak durumda değil, kafamızı diğer tarafa çevirdiğimiz bakmamak ve görmemek için çaba verdiğimiz o kötülükler, bize işlerin nasıl sonuçlanacağı konusunda biraz fikir vermiş olabilir mi ? Lüks bahçen de orhan pamuk kitabı bitirsen ne olur, yıldızlara bakıp fal açtırsan, evde üç farklı köpek beslesen, üstü açık araba aldığını ilan etsen cümle aleme, pahalı bir mekan steak yesen ve kıtalararası bir ülkede tatile gitsen, işçine bir hayvan gibi davranıp ona az para veren de sensin, hakkını nasıl yerim deyip muhasebe cinle birlikte vergi kaçıran da sensin, yardım isteyen sırtını dönen, muameleden iyilik yapıyor gibi görünen de sensin, en güzel şeylerin katili, sorumluluğu olduğunu bilmeden o parayı har vurup harman savuranda sensin. Dünyanın resmini çektim, yoksullar için hiç bir hayat belirtisi yoktu, kölesi olduğumuz nefes ve bitmeyen açlık hissi bizleri bu konuma getirdi, bunu çözmesi gerekenden hızlı kimse parçalayamaz, insana verilen değer şimdilerde bir kağıt parçasının arkasında gizli.

Çukur

Dur, öyle hemen nereye gidiyorsun ? başıboş yağmur bulutları gibi her rüzgara kapılıp. Endişeni anlıyorum, gözlerim uyuyana kadar o yüzden hep açık, kalbimi sola koyan sağı bomboş bırakmış olabilir, iradem karıncanın yol tarifinden biraz daha açık. Eğer bende bir yerlerde sendeleyip düşersem ve düşerken sessizce inlersem, gözlerim bir boşluğa bakıyor gibi değil de, bir şeyleri görüyor gibi duruyorsa o son saniyede, bil ki o ölüm sarhoşluğudur, hayatlarımız gerçekten dünyanın bir çok nimetlerinden yoksun geçtiği takdirde, ölüm sonrası cennet bile bir çoğumuzu eminim mutlu etmeyecektir, bunca sıkıntı, bunca dert, çekilen bunca acı sebepsiz olamaz değil mi ? İnsanın kaderi yaşarken insanın eline bırakılmıştır, dünyanın yüzde üçü için çalışan yüzde doksan yedisi gibi. Yoksa hangi insan istemez ki insanca yaşamasına kadar yetecek kadar düzgün bir gelir ve refah seviyesinde eşikten atlamış bir ülkede yaşamak. Yaratıcı güçlüdür ve sadece güçlü olanı sever, onu korur onu besler onu iyi bir eğitim alabilmesi için kıtalararası okullara gönderir, yeri ve zamanı geldiğinde bizleri güzelce yönetebilmesi ve toplumun geri kalanına hamam böceği muamelesi yapması gerektiğini de, burada zaten çok çabuk öğrenir. Hiç görmedim ki yanında çalıştığım o insanların kalbinde ne bir insan sevgisi ne de merhamet göstergesi, ama güç ve fırsat onun elinde, o an dünya hayatında tanrınız o dur işte, isterse bir polis, isterse bir hırsız olsun, elinde silahı varsa ve siz silahsızsanız kimin boyun eğeceği hemen hemen kesin gibidir böyle bir senaryoda, sonra derler ki hayat eşit ve biz tüm insanlar mezara girerken aynı ebatta çukurlara gömüleceğiz, sen sabret sen şükret, beterin beteri var deyip perde çektiler insanların akıllarına, fakirlere şükretmeyi öğreteceksin ki zenginin düzeni bozulmasın, senin sadece bir ömrün var bırakta en azından zenginler biraz mutlu olsunlar şu hayatta. Lamı cimi yok.

Mezbaha

Bu kadar yeter, dünyada bir kendime geleyim istedim, eğer tek savunmam buysa, şimdi ise kendimden geri dönüyorum kafa karışıklığı ve bir ton ıssızlıkla, karmaşık oyunlar ve onların sorunları etrafımı sarmış durumda, ne çorabımın tekini bulabiliyorum sabahleyin, bu gün günlerden hangi gün diye sorsanız bile, bir takvime bakmadan hangi günü yaşadığımızı bende öğrenmek isterim, baktığım tüm aynalarda derin karanlık bir senfoni, ışıkların yüzü paramparça ve biraz utangaçlık var dudağının kenarında, o mihraba çıkarken bir keresinde sendeleyip düşmüştü aslında. Düşmek korkulacak bir şey değildir eğer açabilirsen kanatlarının farkına vardığın yerdir orası, eskiden düşsen de annen öperdi ve geçerdi, sanki hiç olmamışcasına ? her öpücük senin bağışıklığına iyi gelen bir vitamindi, zaten tek çaresi de buydu, uzaklaşmak yerine yakınlaşmalıydı tüm toplumlar. Bireyin gücü koloni için önemliydi, ama kimse kendini o kadar da önemli hissetmiyordu, çocukluk kötü bir anne ve babanın elinde tam bir travma ve saygısızca yaşanan bir humma gibi usulca ilerliyordu damarlarımda. Ya yatağımın altında ya da giysi dolabında uyuyordum, saklanmak savaşmaktan daha mantıklı gelmişti o zamanlar bana, çocuk olmama rağmen bana kötülük yaptığını biliyordum bu sistemin, sistem önce sadisttir ama sonra merhamet gösterip sizi kendine yalvarttırır bir müddet daha. On altısında aydınlanma, yirmi beşinde açılma, otuzunda kapanma, otuz beşinde sarsılma, kırk’ında yalanlama, kırk beşinde ise kendini tamamlama vaktidir, tüm insanlık olarak başımıza gelenleri daha önce yaşadık sanıyorum, evet yine aslında yazacaktım ama aslında kelimesi aslına uygun gelmedi pek bana. Herkese benzemeyenler buna alışsa iyi olur, çünkü dünya ayak üstü yaşanan tam bir mezbaha.

Flamingo

Bir açıdan bakınca evet hayat çok güzel, ama orada durup hayata öyle bakmak isteyen binlerce kişi yüzünden, hep sıra var o bakış açısında. İtişmeler, kötü sözler ve kıskançlıklar var aramızda, memnuniyetsiz olanlar insanı bilmese inanacaktır toplumun aykırılığına, mavi saçlı kız da kırmızı giymiş kadın da hayatın bir yerlerinde bulunmakta, kimse kendini kaybolma derecesinde kaybetmedi daha, sorsalardı inkar ederdim onun yolunu, gizlice gidilen o patikanın kendince bir kaderi var ve tahminimce bahtı kara, oraya giden bir daha dönmedi asla, bence sizde gitmeyin. Flamingo’lar göç ederken bize mi sordu, kaç hayvan nesli tükendi insanın ilermesi uğruna, bize de ziyan oldu hayatın içindeki her türlü gülümseme, tabi eğer kibrit çöpü ucu kadar aklımız olmasaydı bu yolda bizde yarım kalmıştık. Yolun sonuna geldik birader, sen burada iniyorsun, benim için gidilecek bir kaç durak daha var, sevginin birazını da kendine sakla, yolda lazım olur sana, kendine her baktığında acıkırsan eğer, aynalara bakar yersin ruhunu da.

Nikaragua

Yeniden denemek için yeni bir gün daha, elbet bir gün sonu gelecektir ama o güne kadar hiç yorulmadan hiç durmadan ve pes edenlerin türküsünü söylememek adına, başka yollar başka izler göreceğiz hayatlarımızda. Fazla açılma ileride çok akıntı var seni alır götürür, bir alan olmazsa senden kalanları pazarda sonunda hepsi yola dökülür, kıymetsiz bir insana kıymet bil diye akıl vermek onu kendisiyle anca çelişkiye düşürür. Benim olayım belgeselci tadında ne kendime haddinden fazla değer veririm ne de yaşadığım hayatın zorluklarına, entresan izlerim vardır, sanki bu hayat tarafından işkenceye maruz kalmış gibi beynimin iki lobunda. Tabi ki bunu size gösteremem ve ispat bile edemem, çünkü her şey aklımda, bir çoğu unutuldu oysaki, kimisi hastanelik ve bence acil bir vaka, ne zaman gitsem doktor yok dediler bana, eğer çalışmıyorsa nasıl para kazanıyorlar dedim, orası işte tam bir muamma dedi hemşire bana. Hımm, maaşını hak etmeyen biri daha. Üzgünüm ve elveda. Hayır polise de gidemiyoruz ki, hangisi good cop hangisi bad cop belli bile değil daha, ama şunu iyi biliyorum trafikte sizi durdurdu diyelim o an kanun ve yaptırım gücü orada, ne kadar düzgün bir insan olduğu size yaklaşımından çıkar ortaya. Çoğuna ceza verirler kendilerine benzetmek için en az bir iki sene doğuda, geldiğinde büyük şehre akıllanır o da abileri gibi, ben sadece yazdım siz ne anlarsanız anlayın sayın okuyucu. Satılmadık ve alınmadık pek fazla kimse kalmamış görüyorsunuz, amerikan vatandaşlığına ve beş milyon dolara bizlere ihanet etmiş bir çok suçlu var meclisin orada ve belki de daha fazla. Akfetö anonim şirketler grubu, bu halk si.. meye doyamadı, insan bir akıllanır değil mi bu başına gelenlerden sonra, evde kuru ekmekle harikalar yaratacağınız günler yakında diyorum, islamiyeti yaymak ve korumak için Allah tarafından gönderilmiştir dedi bana, üzüldüm ve elveda. Z kuşağı falan deyip ötekileştirmeyin bu gençleri daha fazla, zaten alfabenin en son harfine attınız hayallerini de umutlarını da, Z kuşağı demek Zayıf ve Zayiat demek bu günlerde, babasının aldığı para onu okutmaya bile yetmiyor, ama Katarlı gençlere gelince sıra, haydi katarlılar okula diyorsunuz ha, sizi türk düşmanları sizi, sizi vatan hainleri sizi, tabi ki tüm bu olaylar nikaragua da oluyor, siz canınızı hiç sıkmayın sayın okuyucu.