Dönence

Yalnızlığı ateşle dağladılar sinesinde koyu kırmızı çiçekler açtı,eskiden güllerin olduğu yerler şimdi birer gelincik tarlası.Uyuyan bedenler akıyor zamanla birlikte,bir şarkı söylüyor Evren hayatın üstüne,sözleri tek,sözleri bir,adı yankılanıyor ve çınlıyor dünyanın üstünde.Kim zora düşse,hemen kanat çırpıyor kurtulmak için,endişeler ciğere doluyor her nefeste,biri yalan söylüyor ve aynalar her işe karışıyor,görmeyi erteleyen gözlerin ötesinde.Yağmur sağanak şeklinde yağıyor tütsülenmiş uykularımın üstüne,her korkak adım beni daha çok yaklaştırıyor soğuyan cesedime.Delilerimi çözdüm,şimdi bana el ele bir kördüğüm hastahane,bahçede çürümüş çiçek,geceye inilen merdiven kalemin ucunda sessizce,ben çıkarken rüyadan hiç bir şey yok artık eski yerinde.Bunları anlamak eskiden keyif verirdi,bugün gerçek sandığımız şeyin evrende dönerek değişmesi,belki bir çok kez yanılmamıza ve üzülmemize sebep oldu,fakat farklı bir çok pencereden bakmamızı sağlayarak onu daha da iyi anlayabilmemiz için,bizlere birer sebepte verdi,işte bu kaçınılmazın düşünce hızıdır sayın okuyucu,hepimizi çevreleyen zamanın akıcılığında kaderlerimizin üzerinde bir rol çizdi,kalıcılığın etkisinden bedensiz bir şekilde silkinip uyandığımızda,bizleri başladığımız ilk günkü gibi,geri çağırır topraklarına.

Bahane

Bu bir yangın,küçüklerin ortasında kaldığı,zavallıların her zaman yardım aradığı,hayvanların ise insanlar tarafından katledilip cezasız kaldığı,ilginç bir döneminden geçiyoruz dünyanın.Hırsızların güvenlik kameralarına el salladığı,takım elbiseli okumuş hırsızların her gün bir tiyatroya hazırlandığı,bizi yönetsin diye seçtiğimiz insanların iki yüzlü yalancılara dönüşmesini sağladığı için zamana,paraya ve geciken ilahi adalete şükürler olsun.Yurdu sarıp sarmalayan sinesine zehiri her gün akıtan,tv,telefon ve bilgisayarlardan kafamızı bir kaldırabilsek,ah birde dini değilde ülkenin selametini konuşabilsek karşımızdaki bu cahiller ordusunun kumandanıyla işte o zaman işler değişebilir diyeceğim kendi kendime.Ben istiyorum iki milyon ağaç kesilmesin,o diyor ki,o öyle dediyse vardır bir bildiği,ben diyorum onlar fena zenginledi senin maaşın yine kaldı kuş gibi,bu bize reva diyor,daha çok ama daha çok imanlı olsam bu bana olmazdı diyor,beyinleri sanki yanmış gibiler,ölümüne kadar sağılacak bir toplum işte böyle yaratılır,işte böyle uyuşmuş bir düzen anca benim ülkemde kabul görebilir, hakkını arayana hakkını vermeyen sistem,dinin açıklarını kendine teminat olarak görüyor,öldürülen kadınlarımızdan tutunda,sınırdaki askerlerimize kadar hepside,o öyle diyor diye oralarda ve sokaklarda can veriyor.Bu günlerde bizim canımız kendi ülkemizde beş para etmiyor haberiniz olsun,önleminizi alın,bize harabe,bize ekonomisi batık,hatta iç savaş içinde bir ülke bırakmadan gitmeyecekler.Şu an cımbızlarla küçük küçük parçalıyorlar hepimizi,canımızın yanması geçince hemen yeni bir tanesi, geçim derdi ve hayatta kalma mücadelesi,ateş seni çağırıyor lullaby,işte yeni dünya düzeni bize de geldi,kılıfına uydurursak şöyle deriz onlara,hayırlara vesile olsun,selametle kalın,siz hala uyuyun işleri yaratıcıya bırakın,diğerleri dünya için çalışıyor zaten,bu aklımda kalan onların binlerce bahanesinden sadece bir tanesi…?*

Marka

Eve yalnız dönüyorum,ciğerlerim ayaklarımla birlikte uyum içerisinde çalışıyor,oksijen en ücra köşelerime kadar taşınıyor hücreler aracılığıyla, yani bu saatlerde trafik hep yoğun,hep bir koşuşturmaca var bedenin altında.Yaşanan bu his gerçekten kuvvetli,dolum sürelerinin arası biraz açık ve bir türlü yalnız bırakmıyor avuttuğu kölelerini.Kısa yollar boğazı geçiyor bir uçtan bir uca,benimkisi akıntıda sürüklenirken çarpıp duracağı kayayı seçmek gibi,işim parçaları toplamak ya da neyin dağılacağına küçükte olsa bir karar vermek,burada yaşarken ötesi şimdilik yok gibi.Güçlü sözler,dişçi koltuğuna iğne korkusuyla oturup bir morfinman olarak kalkmaya benzer,her şey için bir bağ ve anlam üreten insan,sıra kendisine geldiğinde durumu anca önemser ve zorda olsa gururu bir kenara bırakıp,olacakları kendince kabul eder.Değişebilme gücünü kullanmaktansa nefsin bağımlısı bir bedene dönüşerek,aklını gerekli talim ve eğitimden uzak tutarak hayatına devam eder.Ay,gezegenler ve yıldızlar hepsi oradalar,siyah olan koyu,koyu olan karanlık,kışın fazla,yazın ise hakkına düşenden daha azına razı olduğunu gösteriyor,gece ve gündüz arasındaki bu eşitsiz ve eşsiz dağılım.Açıklanmış sonuçların vücut bulan gerçeğiyiz,onaylanmayı bekleyen bir sürü duygu ve imzası atılmamış bizi bekleyen sanki bir ton evrak işi var,Dünya iş yeri gibi çalışan bir fabrika,ürünü insan,markası Tanrı olan,güvendiğimiz özelliklerin hepsini o taşıyor.

İğne

Beni gözyaşıyla yıkadığı leğen küçük,ben leğenden küçük,sormadı bir gün bile büyür müsün diye yıllar.Alacada çıkan karanlıklar rutubetli nemli bir öpücük bana,anladım ki kırıldığı yerden çürüyormuş,insanlar ve ağaçlar.Azalan bir şey görürseniz o yansımadır kalbin yerinde atan,haykıran uykuda bağıran ve yakalandığı ateşi gözlerinden atan bir zavallıdır o artık.Hayatın her acısı,tedavisini bulan ruhların arınma aracıdır,araçtan çok bağışıklık kazandığı kurtuluş yollarına düşme şeklidir.Öperim gözlerini bebeklerinden,alnına mühür olur dudaklarım,tenini sıyırırım arzularına kadar,sıra bana geldiyse ve hala uyumamış olursam konaklarındaki pencereden göç ederim sabahın ilk ışıklarına doğru.Bana cüzdanımda neden Beethoven’nın resmini taşıdığımı sormuştun ya bir akrabanın fotoğrafları gibi,o kararı nasıl verdiğimi sana daha sonra anlatırım güzeller güzeli.Neden suya limon sıktığımı,çözülmemiş bulmacaları neden sevdiğimi,siyah kutucuklarla ayrılmış bilgilerin böylesine bölündüğü başka bir yer görmediğim içindir.Sen yanımda uyurken bende bir rüya bozulur,sabrın sonunda gelmeyen yardıma edilen bir küfür gibi,korku dolu ve karmaşık,beni azaltmaya doğduğum ilk günden başladı,aylar ve yıllar.Zoraki tecrübelerin tenceresinde kaynadı durdu anılar,yemek desen yemek değil hoşaf desen hoşaf değil,doymadan kalktığım bir sofra daha benim için,misafirperverlikler buraya kadarmış ama sakın üzülme,bu hayat, bunlarda oyunlarmış.Ben sevdiğimi çölden,dağdan denizden nehirden,aklın içindeki sözü nefesinden,isterse bir ruhun iğne deliğinden geçebildiğini gördüm.

Bitti

Delirmiş olmalıyım kapı aralık buzdolabı boş ve yerde boğuşmadan geriye kalan süngü izleri var.Işıklar titriyor içimde,çoşkularımda bile nedensiz bir huzursuzluk var,baktığım her tv’de cehenneme usulca uzatıp kafamı sokuyorum sanki.Bunları işletenler kesinlikle şeytan ruhlu insanlar,şu hayatta bir şeyden kesinkes emin oldum,o da hiç bir şey yerli yerinde durmuyor.Şehrin planına baktım,derin bir kuyuya taş attım sabah vakti,uyku gözlerimde bir mühür kalbimi sana attım ben.Her günüm bir başka semptom,hayata karşı bağışıklık mı kazandım ben şimdi.Üzüldüğüm nokta,çağın bizi de kendisiyle birlikte yakışı,türlerin tükenişi ve bu güzelim cennet gibi dünyanın acı çekerek hırıltılı bir inlemeyle yok oluşu.Dertler dermanına koşan aciz birer ölçü birimi,içinden başlasak onu biraz sevmeye sanki gerçekten düzelir gibi.Kara kıyılarıma dolan güneş,pırıltılı ilkbahar,yerdeki gonca,dildeki sarmaşık,biri sevmezken bu düzeni biri ona resmen aşık.Kavruk kelimeler leblebi kokusunda,herkesin aklını başına göre verende o,sevinci karıştırıp votka ile içende.Bazı şeyler gerçekten ters gittiğinde ya sorun çözülüyor ya da insan sıfırı tüketiyor,birlerin dünyasında.İkili kodlar böyle yazılıyor işte,bir yanlış bir doğru,her seçimin bir sonucu oluyor,bittiğine bakıp geriye kalanı önemsemektense,yaşarken değer biçiliyor güzel günlere.Biraz manasız kalsak bunu da özleriz biliyorum,bu yazıyı bitirip hemen kendime bir kahve yapıyorum.Galiba bitti daha fazla yazamıyorum.

Rüya bir

Küçük salaş bir kahvehanenin önündeyim hani şu duvar diplerinden sarmaşıkların yükselip yapraklarıyla her şeyi örttüğü türden,mevsim ilkbahar ve hava hala biraz soğuk,eğer hazırlıklı değilseniz bu şehirde akşamüstü pekala üşütebilirsiniz kendinizi.Göz ucuyla şöyle bir süzüyorum masaları ve kararımı hemen veriyorum,dışarıda oturmak şu an bana göre değil,artık sigarada içmediğim için camları buğu olmuş kahvenin kapısına doğru yöneliyorum,umarım doğalgaz yerine sobayla ısınan bir mekandır burası,çünkü sobanın verdiği ısıyı gerçekten seviyorum,elimi kapı koluna doğru uzattım,hafifçe büktüm,gördüğüm açılması en kolay kapıydı,bir tüy kadar hafif ve sessizdi,güç uygulamadan açması kolaydı herhangi biri için.Kahvehanedeki gürültü üç saniyeliğine olsa da durdu,çıt çıkmadı,çıt çıksa ne olurdu ki,ama çıkmadı işte.Kapının karşısındaki masada oturan şahısı işaret ediyordu bu kısa sessizlik,çünkü bir tek onun yüzü tanıdıktı bu kadar insanın arasından.Ayıp olmasın diye fazla yaklaşmadım,az ilerisinde oturacağım sandalyeyi masa ile çapraz konumlandırdım ve bir çay söyledim kendime.Çay bardağındaki temizlik beni gerçekten şaşırttı,çay ise ıhlamur bal ve zencefil aromalarına sahipti,tuhaf bir şekilde ilk defa içmeme rağmen tadını çok sevmiştim.Merhaba Oğuz dedi bana o şahıs,bense onun rahmeti Kemal Sunal olduğundan adım kadar emindim.Sizi burada görmek güzel bir tesadüf,diyemem,çünkü kaderde tesadüfe yer yok onu biliyorum en azından.Sonra kısa bir sessizlik daha oldu kahvede ve – Sana bir şey söyleyeyim mi ? Oğuz dedi – Bende hayatın bir film olduğunu ölünce anladım.- Ne yapayım ? burada uyanayım mı ? sayın okuyucu,yoksa başka bir rüyaya mı geçelim ? Ter,idrar,nefes ve bir bardak su,sonra yine sıcak yatağa dönüş,uyku antraktlarında.

Toz

Günleri sil aklımdan,açılmayan paraşütlerin en sonuncusu olsun taşıdığım bu insani yük.Beni görüyorsan bile durma,anıların üstünden hızlıca geçen dev bir kamyon gibi,çiğne ve gülümse beni.Alışık olduğun şeyi yap gözlerini gözlerime dik ve irademi parçala bedenimi de birlikte sürüklediğin dipsiz kuytularında.Tuzlar,kesikler tabi ki acılı yaralarıma,en çok keyif aldığım kahve aralarına böl beni,evdeki hesaba uymayan bir türlü yerinde durmayan çarşı hesabına,yani gönderdeki yerime çek beni.Sarhoşum,nefesten damlayan çiçeğin balını tattığım günden beri,oksitlenmiş bu büyük şehri ve içinde yaşarken seni,kaderine terk etmemi bekleme benden.Karanlığım kabuğumdur benim,beni her zaman sınırlayan ve sürekli kuluçkada kalmamı sağlayan da budur,gerçekte dünyaya açılan bir perdedir son saniyelerdeki her şeyi kaybeden halim.Görünmez yanım ise hepsinden mükemmel, çoğundan sürekli ve alışılmadık bir şekilde bütün işleri berbat etse de bana göre muazşemdir.Evrendeki sırların tozuna dönüşmeye çok az kaldı ve cennet çok uzaklarda bulunan büyük bir gezegen,gidenleri götüren gemide ayaklarınız bir yıl yere değmeden seyahat edersiniz,taze,temiz süt gibi bir uyku çekersiniz geçmişinizin üstüne,geçmişin tüm izlerini hatırlamak varoluşun başlangıcına ve sonuna ortak olmamızla biter.Başka türlüsü de bizi kesmez zaten.

Üstünkörü

Çok bakıpta göremediğim renkli dünya.

Seviyorum diyemediğim doya doya.

Güneşi andırıyor baktığım gözlerin

Bu yasın bu feryadın,bil ki sebebi sendin

 

Kim görmezden geliyorsa kördür aslında

Seni çıkıp yolunda kim bunaltırsa

İnsanların doğasında yalanda olsa

Kendi yüzü olmak zor mu ? bir defasına.

Ortak

Hepsinin arasındayım,sözlerin ve gözlerin,alınan nefeslerin,dünde unutulan sevinçlerin,bugüne kalan işlerin ve yarını endişeli bir şekilde atlatmaya çalışan kalplerin,arasındayım.Çocuk olmak dünya için çok başarılı bir deney ve yetişkinliğe musallat olmuş egolara ilk adım sayılabilir.Tüm duygular tükenmez diye bahsedilenin aksine gerçeklikle sınırlıdır,hayal dediğimiz şey zaten henüz bütünlüğü bozulmamış,kafamızda canlandırdığımız senaryolu bir tiyatro imgesinden başka bir şey değildir.Değişimi anlık hareketlerle şimdinin versiyonları içinde tüketirken hala gülebiliyoruz ne mükemmel değil mi ? yarınlara gerçekten fazla bir şey bırakılmamış olduğunu bu günden gördük,yiyip içtik eğlendik adlı sahte dünya görüntüsünden çıkmadan bir arpa boyu yol ilerleyemeyiz biz.Sorguladığım şeyi kahveni her zamankinden daha büyük bir lezzetle yudumladığında ve bu yazıyı okurken beni anlamaya bir miktar daha yaklaştığını umuyorum,kullandığım bu kelimeler aracılığıyla.Çoğalmış nesillerin kayıp atalarını yıldızlar doğru sürdüler,birini kaybetmiş olmanın acısıyla geride kalanlar,gidenlere gökyüzünü layık gördüler,Unutulan acıların ardından onların evlatları yeryüzünü sardı ve kucakladı,cennette kim sordu ki Ademe elindeki sigara ile – Pardon ateşiniz var mı diye ? yok ama birazdan gelecek demişte olabilir,olmayabilir de.A ve H’nin düştüğü durum bence hepimizin ortak cezasıdır.

Esvap

Tüm iyi niyetlerimi içimden çekerek beni adeta emdin dünya.Sana bir kez olsun sormadım gün ışığında kaybolan hayallerimi ya da iki yaka arasında haybeden kürek çektiğimi,yorgun düştüğümü gördüğün halde bana neden durmamı söylemedin ? Çiçekleri ezerek yıldızlara nasıl ulaşılır,tek çelmeyle kalp nasıl kırılır öğrenmişsin madem,ifşa et,yetim kalmış,kendine bir yer bir yurt bulamamış duygularını,sonra bir dön bak aynaya,kaç yerinde kırık,kaç yerinde eskimiş teselli,kaç yerinden çıkmış,ezilmiş ve eklemsiz duyguların var.Sözleri yamalı,üstü bir karış toprak,paketlenip toprağa senin için gömülen bir hediye oldu,dünyada sürdürdüğüm hayatımın sonu.Hüzün dağlarına mevsimin ilk karı yağdı ve kapattı neşenin yolunu bahara kadar,kırsalda kalan bana hiç bilmediğim umutlardan vazgeçmemi söyledin,güneşi başımıza karanlıktan korkacağımızı bildiğin için mi diktin ? Su içersem ve biraz gülersem,geçer mi dertlerim ? Aç karnına,bağrına taş bağlayan da,dizlerinin bağı çözülene kadar dert yüklediğin insanda benim.Omurgaya bağlı kirişler,çatıyı tutsun diye köprücükler,gün içerisinde sadece baş ve eller açıkta,umudun hiç kalmadığı bu dünyada bana bıraktığın miras kötürüm.Çağrı yapmayı bırakta,bir günde sen beni ara EVREN.