Uyan kadın

Uyan kadın,uyan ne olursun hayata baktığın gözlerini iki kere aç ve bak,dışarıda ne güzel bir yağmur var.Seninle yağmur öncesi aramız çok sıcak olmuştu,o hafif uykunu fırsat bilip,bende yatağımızı denizin üzerine taşıdım,ileride ışıklarını gördüğün yer kız kulesi,çalkantılı bu deniz kalbimin sesini taklit ediyor rüyalarında,rüyalarında ben olmak istiyor yağmuru getiren her bulut,ve sen beni kainata sevginle zincirlemişsin kadın.Beni düşürüyorsun uykudan,gülümsemelerin çelme gibi,kıvrılıp küçülmüş soru işaretlerini büyük ünlemlerle haritalandırıyorsun,bunu benim için kimse yapmadı hayatı boyunca,yani senin gibi iyileştirmedi hiç bir kadın ruhumu.Kedisine lahmacun söyleyip,kendisi diyetteyim diye salata yiyen kadın,seni çok seviyorum.Paranın bebekleri ağlaya dursun cüzdan kuyularında,biz çoktan bedavaya ulaşmışız hatta harcıyoruz bile korkmadan gerçek duyguları.Ne kadar mutlu o kadar gerçek,ne kadar yalan dolu o kadar kolay gelir,acıtır,incitir,bitti mi sonu.

Gördüğüm her şeyde

Hayat aslında ağır çekimde ilerliyor,hızlı olan fikirlerimiz yine şerit değiştiriyor mantık yürüterek,duygusal zekam ise berbat bir yalancıyı kendine alıştırma peşinde,kimse kusura bakmasın ben güneşin batışına doğru gidiyorum.Bu zamanlarda İstanbul büyük bir oyun bahçesine dönüşmüş,her şey ya satılık,ya kiralık,ya da değerinin üstünde.Soğuk ve gri olan sahne kalktı,şimdi ismi Yaz olan sımsıcak bir mevsim sergileniyor şehrimde.Avuç avuç yağmur suyu topluyorum çiçeklerime.Köprüdeki manzaraya bakarken yanlışlıkla birine çarpıyorum,hatalı ben olduğum için pardon,özür dilerim dedim,ama duyuramadım,belki duydu,belki zamanı yoktu,böyle küçük hatalara alışınca önemsemiyorsun söylenilenleri.Telefonuna bakarak yürüyen kişiler otobana ters dalmış araçlardan farksızdır,hep dikkat,hep algı,ritmik bir eziyet,gördüğüm her şeyde kaybolmuşluk hissi var,dünyada ki işlerimiz olsun diye hep ağzımızdan kaçmış olan yalan kelimeler,işte o söylenilen kelimeler bizim tutsağımız olur iki dudağımızın arasında,dünya’ya konuşan biri var,sen değilsen,ben değilsem,kim o aslında ?

Çiçekler büyümek için…

İstanbul söylüyor ben yazıyorum,yüreklerimizde atan binlerce telaşın sebep olduğu değişimi,uykuyu yazıyorum ölüme karşı duyduğumuz korkudan,sonunda ne beklediğini bilmeyenler ve yaşarken bir nebze olsun ayılmak isteyenler için,gerçek olmasını istediğim şeyi yazıyorum.Çınar ağaçlarının çınar yapraklarında damarı bulmuş giden suyu,bahardan önce kimse çıkaramaz en üst dallara.Aç gezen fakir gözlü otobüs farları,durağında bekleyen yolcuları yutuyor gölgelerin içinde,hafiften soğuk oluyor akşamları,bilen biliyor söylenilen yalanları.Tüm coca-cola şişelerinde yazıyor(soğuk içiniz)içimiz öyle soğuk ki birbirimize karşı,bu sırt çevirmelere,kambur duruşlara,sakat ruh hallerine alışmak istemeyen birini görürsek onu hemen sorguluyoruz topluma direnç gösterdiği için.Akıllara sığmasın diye büyüktür her küçük fikir,elbet bir gün birinin işine yarar bilmediklerimiz,her hata bir ders niteliği taşıyor bizim için.Küçük tamirler yaşıyor her nesil kendi içerisinde,her evlat iyileşmemiz için bir yama,her evlat büyük bir sorumluluk.Sevgiyle yapılan tüm işler zamanla yavaşlar,ağırlaşır,bazen de zora girer ama genelde başarıyla ve mutlu biter.Çiçekler büyümek için rüzgarlı yamaçları seçer,doğal olarak yetişen ve gelişen her canlı,aynı bizim gibi direnmek ister.Başaranlar kendince hayatının meyvesini alır ve tadına bakar ürettiği şeyin,başaramayanların kaderi yardımsız değişemez,kul bıraksa da,Yaradan bizden vazgeçmez.

123..4

Her acının bir bedeli,her ihanetin tuhaf bir amacı vardır.Olmuyor işte, ne yaptıysak olmuyor aç karnına düş kurulmuyor,beceremiyor insan ruhu doyurmasını.Bakın sofrasında neler var,aklında neler yok o insanın,binlerce umut,güzellik ve mutluluk sezonun açılmasını bekliyor,gözlerimiz ve aklımız tarafından çekilip yakalanmak için.Kıvrılıp sinesinde uyuduğun bir yataktır umut,seni sımsıcak tutar en zor anında ve becerebilirsen başkalarına da dağıttığın harika bir hediyedir umut.Bazılarının sürüsüne bereket,önüne ne getirdilerse bu hayatta silip süpürüyor günlerini mutluluk içinde,imrenipte kıskandığım bir tek gitmek var aslında,gidenlerin gölgesi hala gözlerimdeyken bunu yapamıyorum işte.Asmışım kurusun diye içime ağladığım günlerimi Beşiktaş’la Üsküdar’ın arasına,umutlarım için çoktan verilmiş bir kayıp ilanı var gazete köşelerinde,benim haberim olmadan bu ilanı kim verdi acaba,kader ağlarında çırpınan hayaller,ben gördüm siz görmeyin.Yıllardan beri yazdığım her şey en sonunda gerçek oluyor,ben yazdım diye değil olması gerektiği için oluyor bunlar,bunu tüm benliğimde hissetmeye başladım,dünya yavaş yavaş yanıyor artık,dumanını görebiliyor kokusunu alabiliyorum.Damarlarımdaki akan kanda,aklımı karıştıran binlerce sorunun arkasında bana yanıt veren bu gücü buldum.Kapı arkasında,yatağın altında,karanlık olan her yere gizlenmiş olan öcüleri kovmak için bana verilen gücü,yani hem aklımı,hem kalemimi kullanmış oldum.

Koyu kahve rengi

Öpüp vedalaştığım gözlerinde hala bir umut var,benim ise koyu kahve rengi göz altlarımda,yağmuru bekleyen bir orman görüyorum,iyi mi kötü mü bilmiyorum artık insanlar.Yılların tortusu mu bu yoksa,dertleri taşıyan güçlü omuzlarımdan geriye kalan,bulanık mı durgun mu zihnimde,hatırlamak ta zorlandığım güzel anılar.Yoksa içilen bir kahvenin telvesi mi fal olmuş,koyu kahve rengi göz altlarıma.Martıların sesi mi kısılmış yoksa bize bağırmaktan,yeter durun kendinize zarar veriyorsunuz mu diyor,diğer tüm canlılarla beraber.Zayıf düşmüş kollarıma bağlı yaşayan ellerim irademin son kalesini ayakta tutmaya çalışıyor,bedenimin fikir çatısını oluşturan omurgama destek veren sinir sistemim ve kaslarım,beni bu hayatın içinde bir müddet canlı gibi gösterebilmek için tasarlanmış,sadece benim işime yarayan bir boşluktayım ve boşluğu bir müddet dolu tutmaya yarayan bedenim,ah sen nasılda zayıf bir şeysin,gücün,gençliğin,kuvvetin,sağlığın ve paran aradan çekilince.

Mandela etkisi

Uzun zamandır giymediğim bir zırhım vardı,kuşanmadığım güçlü silahlarım,üzerleri bıraktığım yerde öylece tozlanmış ve çürümeye başlamıştı.Sürünerek uzaklaşmaya çalıştığım savaş meydanına,beni sadece Aşk çekebilirdi,geriye pek fazla bir şey kalmamıştı zaten,inanarak uğruna her şeyimi feda edebileceğim.Dışarıda ki bir çok şey artık kibirden,kederden,açgözlülükten,yiyebileceğinden fazlasını tüketerek yaşamaktan bir türlü vazgeçmek istemiyordu.İşsiz kalmaktan,aç kalmaktan,yalnız kalmaktan kedi yavruları gibi korkuyorlardı.Yeterince sustum,yanlış giden doğru olmayan şartlar karşısında,hiç konuşulmayan doğruların bir gün canımızı yakacağı belliydi,sana kızgınlıkla söylenmiş olan sözlerim biten sabrımın işaretleriydi.Hadi,tamam bizler hatalıyız ve çevremize örnek olacak kadar düzgün insanlar olmadık,onlar da bizde olmayan doğruları sokakta,tv karşısında,internet başında öğrenmiş olsun,edindikleri bu bilgilerin ne kadarı doğru,yalan bir haber nasıl doğruymuş gibi yayılıyor aramızda,insanlar artık nasıl daha rahat manipüle ediliyor sizde görüyorsunuz.Mandela etkisidir bunun adı,biri çıkıp ilk elden doğruyu konuşmazsa,yalanlar uzayıp gider.Güçlü bir ulus içeriden parçalanmadıkça asla yıkılamaz,bunu ben değil bir general söylüyor,mel Gibson’nın yönettiği bir film vardı ismi Apocalypto,muhakkak izlenmesi gereken harika bir film,tavsiye olunur.Herkese hayırlı,huzurlu,sağlıklı bir hafta sonu diliyorum.

Anlaşılmaması gereken anlaşma

Korkma aynalı pencereden dışarı bakan kadın,gündüz gözüyle savaştığımız canavarlardan bir çoğu,tıpkı bizim gibi evlerinde.İstanbul tavuk dönerli parfümünü her gün yeni bir yerde burnuma koklatıyor,hayat pahalılığı bizimle alay mı ediyor yoksa.Yirmi üç nisanlar çocuk parklarından öteye geçemiyor artık kutlanmak için,hala hatırlarım bizi yıkmak için geldiklerinde bu ülkeye kapıları kimin açtığını,kimin hoş geldiniz dediğini,kimin baş köşeye buyur ettiğini,ee tabi ki,eli boş gelmedi misafirimiz,bir bond çantası içinde anlaşmaları,çekleri,kalemleri,bol sıfırlı banka hesaplarıyla geldiler.Herkesin bir fiyatı vardı,niyetlerini anlamaktansa el sıkışıp,anlaşıp kalktılar o masadan.Herkes kalktı o masadan ortada koca bir ülke kaldı,satılmış adamlardan.

Deoxyribonucleic acid

Rüyaların aramızdan seçtiği kişiler olur bazen,bizim dünyamız ile diğer dünyanın arasında ince bir geçiş noktası vardır,sınırı rüyalarla belirlenen ve sonsuz güzellikteki harika şeyleri bir nevi test etmeni sağlayan ilahi programın,ön belleğe alınışını kendi gözlerinle görmen gibisi yoktur diyebilirim.Dünyada yaşayan herkes,kendisi için bir şeyler talep etmek zorunda.Diğerleri hırslarını ve heveslerini daha çok parlatmak için bu itiş kakışın içine girer,oysaki istedikleri şeyleri iyice bir gözden geçirseler belki de istemediklerinin farkına varacaklar.Kötü bir etkisi olan hırsların,bulaşıcı olması gerekmiyor aramızda.Hem ayakları yere basıp,hem uzay boşluğuna doğru fırlayan,toprağın hem altında,hem üstünde yaşayan,çöl gibi gözüküp aslında deniz olan,boynuma bir ip gibi dolanmış olan ince bir Dna sarmalında,insanlığımdan kalan son kırıntılarımı da kurtarabilmek için cezadan cezaya koşuyordum yıllardır.Ağaçlardaki yosunlar ve salyangozlar,ağını germiş merkezde bekleyen örümcekler,vahşi kurtlar kuşlar avlanma peşindeler.İstiridyedeki inci bizi bekledi değerini bulmak için,elmas,yakut ve zümrüt gözümde kömürden daha değersizdir,uğruna her gün insanlar öldürülürse de bu madenlerin geçici değerleri için,alanda-satanda,kendine bir kürk gibi bunu yakıştıran da aşağılıktır.(Leonardo DiCaprio-Kanlı elmas)filmini bir izleyin derim.Halkını hamam böceği gibi ezilirken görüp kafasını başka yöne çeviren devletin sahte zenginliğini neyleyim ben.Parayı,hırsı,iktidarı bünyesinde toplamış gözü kara canavarın karşısındayım,bende kendimce.Onları değil kendimi yenmek için buradayım.Doğrusunu yapmadıkça tek savaşacağım kişi ben değilim.Şimdi kahve içmeye gidiyorum lütfen kimse bana karışmasın.

İki

Yetişkinlerin kendi dünyalarında dönüp duran yalanlara,sizi de ortak etme heveslerini görünce,bunun ne tür bir oyuna dönüşebileceğini tahmin etmek zorunda kalacağınız,minareyi çalan kılıfını hazırlar oyunu için,ön hazırlık yaşandığını iyi-kötü anlıyor insan.Yalan söylemek hem berbat,hem gerekli bir şey,bazen de nezaket ve görgü kurallarına sadık kalmak kaydıyla,gün içerisinde uygun dozlarda alınabilir.Benim için yalan budur işte.Herkesin maskelerini yanında çıkardığı,rahat takıldığı,konuşmaktan dertleşmekten hoşlandığı bir insan muhakkak vardır.Duygusal ve ruhsal tepkilerini kendince gizlemeyi öğrendi insan,açığını aramak isteyenlere karşı güçlü bir savunma mekanizması geliştirdi.Kişiliğinin temel özelliklerini,en son ve en iyi halini,belki de en güzel halini,hep baskılamak zorunda kaldı içinde yaşadığı toplum yüzünden.Yeterince tepki vermezsen git-gide hayalete dönüşebilirsin aramızda.Ben bu sistemin içine sarkıtılan küçük bir zaman dilimiyim,ben ufak mutlulukların büyük bekçisi,ben kıyamete kalan sözlerimin efendisi,gündüz için güneş,gecesi için ay bekleyen,zavallı yıldızların kaderinden pekte farklı olmayan yaşadığımız hayatı,içinde bir kez ve anlamlı bir şekilde parlamak uğruna mı,ömrümüzle birlikte heba ettik.