Dilek

Korku bulaşıcı bir hastalıktır, gözler, kulak, kalp ve beyin, yalan yoluyla yayılan bu hastalığı bedenin çeşitli yerlerine bir sinyal gib yayarak daima endişeli ve bir tür telaş içinde kalmasını sağlar, gün geçtikçe bu birikir ve zihin artık ufaktan zehirlenmeye başlamıştır bile. Çift maske takanlara şimdiki sözüm, bir tl nin gücü adına, o maske sadece bir önlem değil korunmadığı kanıtlanmış yapay bir tatlandırıcıdır cüzdanlarımız için, elleri babaannemin eline dönmüş dezenfektan sıkmaktan, kuru ve nemini kaybetmiş gün içerisinde çok defa yıkamaktan, kolonyayla vaftiz edilmiş gibi onu tüketenleri gördüm her yerde, yanımdaki kişi bana hiç sormadan ellerime dezenfektan sıktı sonra da sordu ister misiniz diye. Fazla tv izlemeyin, gezin havaların güzel olduğu her an, bu beden bu ruhu taşıdığı ve ayakları yürüdüğü sürece gezin, her zaman temiz hava alın. Kitap okumayı seviyorsanız eğer geçin sevdiğiniz köşenize, huzurla yapılan bir columbia kahvesini sıcacık yudumlayın ve bu dünyaya bakıp bozmayın o güzelim keyfinizi de. Güzel kampanyalar var bu ara internet mecralarında ihtiyaçlarınızı paranıza ve çıkarınıza göre ayarlayın, Sevgi, sağlık, güzellikler, mutlluluklar, barış ve hoşgörü sizlerle olsun sayın okuyucular.

Nüfuslifus

İstanbul ve Türkiye corona kuşatmasında, büyük bir uygarlık içeriden yıkılmadıkça yok edilemez, özgürlüklerini ellerinden alan bu sisteme adeta hayranlık besliyorlar, bu beni yanıltıyor, o gün görmekten vazgeçtiğim ve kafamı başka yöne çevirdiğim her şey, bu gün gelip kulağımı cırmalıyor. Yardımcılar, yardakçılar, yalakalar ve yancılar, bunlar dört Y nin ve bu gibi düzenlerin yapıtaşını oluştururlar. İstanbul ve tüm Türkiye corona kuşatmasında, bize haram kılınan herşeyi kendilerine helal kıldılar, şu düzen karşısında susanlar evlatlarına sadece çaresiz bir ölümü mirasa bırakacaklardır. Nüfus’un geri kalanını ve yüzdeleri kontrol ederek yapılan bu matematiksel uygulama, bana iki bin yirmi üçe kadar bu şekilde yaşamak zorunda bırakılacağımızı ve tüm yasakların artık ipe sapa gelmez şeylerle ama en çokta elinde avucunda olmayanlara yazılan para cezalarıyla, ta ki ülkeyi o gün kim yönetiyorsa, o na ve onun efendisine bir büyük ülkeyi diz çöktürmeden, peşimizi bırakmayacaklar. Eğer seçimi kazanamazsa bir büyük felakete doğru gidişimizi bize zorla yutturacaklar, bunu dış güçlerin oyunu gibi gösterdikten sonra nasıl başlayacaklarını, siz de görün istedim bu yazıda, ben rüyasını gördüm, ölüm gibi üşüdüm aranızda.

Yirmi Dört Kasım

Öğretmenler günü, değerinin bilindiği bir geleceğe doğru hep beraber yürümek, belirli ülkü ve kuralları müfredat dışında tutarak, ülkenin kurucu Ata’sını da unutmadan yetişen her yeni canla, yeni bir neslin sizin ellerinizde şekil alması ve değişmesi umuduyla yazıyorum bu sözlerimi, hepinize sevgi ve selamlarımı yolluyorum, sayın Öğretmenler. Eğer ki bizi yönetenler sizleri bir yük olarak görüyorsa, ellerinde cahillikten başka koz kalmamış demektir. Kalkıp dirilip aydınlanmanın tam zamanı demektir bu benim gibiler için. Başka türlü bir ülkede, başka türlü bir yönetimde savunmadan çok, sanayi den çok, eğitim ve öğretime yüksek bütçe ayrılmış bir ülke olabilme umuduyla. Unutmayın ki EŞİT BİR EĞİTİM VE ÖĞRETİM HERKESİN HAKKI.

Kale

Hiçliğin ortasına kurulmuş bir kaleyi teslim almışım gibi hissediyorum uzun zamandır. Kesin ve net bir zafer asla söz konusu olamaz kendimle aramda. Ne kaybedeceğimi bile henüz kestiremiyorken, derin bir hüzün kesti yolumu, göz bebeklerim kırıldı bu yıkıcı gerçeğe bakarken, kör talih aslında umut arayanların eline tutuşturulmuş bir hayat meşalesiydi, kimselerin o insanlara yardım etmemesinin sebebi, onlara hazırlanan tuzakların benimkisi kadar sağlam olması gerekti, dersini alan kişi zaten çoktan ayrıldı gitti aramızdan. İyiyi gösteren bir işaret ne zaman silinse aklımdan, oraya karanlığın kılığında gezinen göçmen fikirler geliyor. Fazla ateş öldürmezse eğer insanı temizliyor. Doğal yolla savunmak ister herkes aklının kalesini, kimse işgal edilmek istemez o şekilde, sırf birini çok sevdi ve dünyanın diğer ağırlıklarından kurtulabilme umudunu yakaladı ve bu umuda olan inancını her seferinde ölümüne değin yokladı diye. Kendinden iki kere vazgeçmek, biri azgeçmek diğeri vazgeçmek, hepsinin toplamında kendini silip başka bir şekilde yeniden inşa etmek. Hayat bir tane ama görevler sonsuz.

İbret

Kumru kılığında penceremdeki o kuşlar elimde bir avuç buğday var, bir onları bir kendimi besliyorum. Yalnızlığı sevdiğimi söylediğim de yıldızlar sönüyorsa eğer bilin ki o benim, benliğin kenarlarından başlayıp içeri doğru silinmesi gibi, benim bu hayatla işim çoktan bitmiştir ama, erkenden ayrılma konusunda evrenin yasaları açık ve nettir, can canlandığı gibi doğal bir süreci izleyerek ya da diğerleri için ibretlik bir sona doğru yürüyerek bitmeli ki, nihai amacına bir karınca adımı kadar yaklaşsın. İnsan ne çok şey istiyor bu dünyaya bakıp, ama anladım ki göklerdeki vermedikçe yeryüzündekiler hiç bir şeyin sahibi olamaz, verilmeyenlerin çokluğu karşısında azdan hiçe doğru gitmekteyim sayın okuyucu. Bedenimle yarım, ruhumla çeyrek, yaşananları saymazsak bende bir hiçim.

Yasak

Evet , yalanlar, yasaklar ve içi geçmiş eften püften önlemler, bir ölüm korkusu bu kadar mı etkili olur insanlık üzerinde, kalkıp savaşmaya hiç bir mecali kalmamış mıdır acaba ülkesi ve geleceği için, yarın ne yiyeceğimi faturalarımı nasıl ödeyeceğimi hiç mi düşünmez bu kanun koyucular. Belki de şimdi üstüne çökülen kaynaklarımız yüz misli hızla tükeniyor, bu ölüm perdesinin ardında hızla özelleştiriliyor ve yabancı firmalara satılıyor biliyorum, kepenk kapatan esnaf bankaların azgın sularındaki darbelerinden sonra, derin bir borç batağına sürükleniyor, işte esas corona budur dostlar, siz canınızın derdindeyken elden çıkarılan toplumlar işte hayatlarını böyle yaşarlar. Yiyecek ekmek bulamayanlarımız için çaresiz bekleyiş hali, o nasıl yaman bir bekleyiştir ki o insana devletimizde dahil olmak üzere, hiç kimse yardım edemesin. Elde avuçta bırakmayan corona geldi hanımm, abiler, dayılar, amcalar, gördüler ebesinin ne kadar alımlı olduğunu. Elde avuçta bırakmayan corona geldi, yalanlarla tütsülenmiş sıcacık uykusunda pamuklara sarılı ve kanalları tamamen açık halde. Hemde tüm uyarılarımıza rağmen, kendi rahatını bozmadığı ve diğer insan kardeşinden korktuğu için, neden bu hale geldiğini bir an bile sorgulamayan toplumlara bu hak mıdır ? yoksa üstüne yazılmış kefaretimsi bir bela mıdır ? göklerden indirilen. İnsanın Evini ocağını söndürür, evini yerini yurdunu sattırır, arsanı, köydeki evini, yazlığını, dükkanını, kapındaki arabanı sattırır, üstelik bir de seni tehdit eder, bensiz siz bir hiçsiniz, bensiz bir ülke yıkılır diye de yeniler sözlerini, umarım artık kimse inanmaz ve kimse kulak asmaz bu sahte dccl’e. Uzun lafın kısası bu corona da hikaye, millet malı götürüyor herkesin gözü önünde sayın seyirciler. Vay be yine işimiz iş, kime ne kadar yaradığına bakın lütfen, o zaman dediklerimi daha iyi anlayacaksınız bu pandeminin, pandomim başlasın, konuşmak yakınlaşmak ve iletişim kurmak yasak bu günlerde.

Deli

Bir parça kuru ekmek, dilimi damağımı ıslatacak kadar su ve bunları isteyen ruhumla birlikte yeniden hayattayım. En zayıf düştüğü o anların birinde, insan kendisiyle ilgili olan o sır gibi gerçeğe biraz daha yaklaşıyor ve bir anda bazı şeyleri normal halinden çok daha hızlı anlıyor ve kavrıyor işte. Ama ne yapsa da çaresizdir insan, kolu kanadı kırıktır, kalbi derinden hasarlı, kemiklerine kadar kırılmış ve incinmiş, yüreği gözlerine ulaşamadan düğümlenmiş, yalnız ve mutsuz, geçim dünyasının ortasındaki bir arenaya canını kurtarmak için resmen atılmış, sırf bir avuç zengin insan böyle istiyor diye dünyada geleceksiz bırakılmış uluslar bireyler doğuyor, her yeni günün şafağına. Parayı istediğime imanı isteyene veririm, gerçekte kimin sözü acaba. İşte onurun ve gururun ve daha fazlasını umduğu her şeyin hiç bir işe yaramadığı bir durum. okumak kafanı karıştırmasın, aklındaki kürüphane olursa darmadağın tabi ki de yerini bulamazsın aradığının. Egonun ateşinde ağır ağır pişen, yalan ve yanlışlarla süslenen tüm hataların yannda iyi giden, pahalıya malolan acı sosu gibi bir durum. Dünyanın değişen yüzü, bir güldürse, bir mutlu etse bizleri, bu memnuniyeti çabucak bolca acıyla ödüllendiriyor, anlamamak için deli olmak lazım, ya da deli olmak lazım anlamamak için.

Tohum

Yalanlarla sindirilen bir ülkedeyim şu an, covit yalanı giderek büyüyor, medya elinden geleni esirgemiyor, yasaklar ve kurallar anlamsızca kısıtlamalarla giderek büyüyor, türkiyenin içine alındığı bu çember giderek daralıyor ve kapanıyor. Herkes bir tarafa dağılmış durumda, böl ve yönet oyunu en çok böyle durumlarda işe yarıyor, en üstten başlayıp bireye kadar iniyor bu parçalanma. Orada sadece diş gıcırtısı ve acı olacak, bekleyiş sembolik ama beklemek son dakikaya sığdırılan tövbelerin sonucunda ne beni ne de elimizden alınmaya çalışılan bu ülkeyi sanırım kurtaramayacak. Bir müslüman imanını bu devirde sadece bilgi kurtarabilir. Dışarıdaki kimseyi kendim kadar tanımıyorum gerçi hoş yeri geliyor kendimi de tanıyorum ama, bu sersefilliğe doğru yuvarlanan halk hiç mi ? sanal bir şeyler yerine, gerçek bir şeyler yaşamak istemiyor ? Gerçeklerin yerine konulan ispatsız bir zaman dilimi ve beyhude uğraşlar sadece birer kayıp ruhun eseri, açılan tüm o çakralar toprağı öpen Adem’in eseri, Havva’dan nitelikli doğum sancısı çeken veya çekmeyen kadınlar, her ülkenin kaderi akıllı ve güçlü kadınların eseri olan adamlarca yönetiliyor, ama hangi anne ister ki oğlu hırsız olsun da çalsın koca bir ülkenin kaderini, hemde ne uğruna, kuklayı oynatan ustanın hevesine kaçan bir kötülük tohumu uğruna. Ne mutlu insanım diyene… Sözün rengi kıyamete kadar belli’dir bende.

On Kasım

Saygıyla ve rahmetle anıyorum kendilerini, bizlere bıraktığı ülkenin her zaman onun ilkelerinden uzak duran bir tavırla idare edilmeye çalışılması, halktan ve yönetimden uzaklaşan hükümetleriyle birlikte, kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya başlaması da, ülkenin menfaatinden çok kendi partisinin ve yakınlarının çıkarlarını koruyan hilafetimsi bir yönetim anlayışı getirdikleri bu düzen, gün gelip diğerleri gibi yok olacak ve yıkılacaktır. Bu ilkeler bize din ve devlet işlerini birbirinden ayıramazsak başımıza ne tür bir çorap örüleceğini açıkça ve keskin bir dille anlatmıştır, bu içlerimize kadar sızmak için Allahın adını ve onun kitabındakileri kullanacak olan kurnazların yolunu gafillerden oluşan bir ordu ile güçlendirmek ve çevrelemek demektir. Yozlaşmaya henüz bir isim koymadım, fakat şu anda ülkemizde öyle bir gerçek var ki, diğer hepsini bu gücüyle ezer ve geçer, işte o gün bu ülke kurulurken ve Cumhuriyet ilan edilirken hissedilen ruh hali bundan bambaşkaydı. SENİ ÖZLÜYORUZ ve hep Özleyeceğiz. Mustafa Kemal Atatirk.