Nafile

Evrendeki tek adaletli şey, herkese adaletsiz birer hayat sunmasıdır. İğne’den ipliğe herşey bu pazardadır çünkü. kendini iyi pazarlayan çok iyi paraya gider, malın kabuğu ayrı içi ayrı sunumdadır, başka türlüsü ne ilgi çeker, ne de para ve zevk konusuyla alakalıdır. İnsanlar özeniyorlar biliyorum, birileri çaresizlikten hayata veda ederken ona yardım etmeyen bu sistem, aç karnına sınava giren başarılı olur mu sorusunu getriyor aklıma, hepimizin bir işi var değil mi ?* ya da kimimiz emekli, ama varını yoğunu kaybeden, işini, işyerini kaybeden o kadar çok insan var ki şu an etrafta, onlar bu masadan kalkması gereken küçük oyuncular gibiler, tabi ki bu işleri bizim için yapacak yabancı sermaye eminim bir yerlerde hazırdır, yoksa tüm markalar ve onların fiyatlandırma şekli, üretim şekli, bize gelince neden adaletli ve sağlıklı değil anlayın işte. Dün yirmi euro’ya veya yirmi dolara ne alabiliyorsanız bu günde aynı miktarla hala aynı tüketim malzemelerini alabilirsiniz. Yoğun faiz lobisi üstüne düşeni yaptı, off shore ve kara para aklama cennetine dönüşen bir ülkeyiz artık biz, yani anlayacağınız üzere bu halk buna bende dahilim hepimiz köpekler gibi onlara çalışıyoruz. Onlar olmasa bizde şu an gelişme olmaz, bilgiyi ve ilmi bizlerin elinden alıp bambaşka mekanlara ve boyutlara taşıdılar. Tabi onlar dünyalık ya, o kafasını sit….leriminin ağzında hep aynı terane. Başa gelince çile dert felaket işler o zaman değişiyor ve ellerim kırılsaydı da bunlara oy atmasaydım diyor şimdi. Nafile den kafanı kaldırda gerçek dünyayı şöyle bir gör.

İplik

Kelimelerle ben uzun süredir arkadaşız, onunla koyu bir kahvenin tadında her zaman buluşuruz, bir gerçek var ki aramızda eğer ben ortalarda yoksam bilin ki bu savaşı o kazanmış, ne yapıp edip beni mağlup etmiştir. Sığınılacak liman arayanlar burada kayalara ve akıntılara dikkat etmek zorundadır, yılın bu zamanı fırtınalar tüm umutları erkenden biçer. Bir düğüm olur da gırtlağından içeri geçer ateşlerin dumansız orduları, perdeler birbiri ardına yıkılır, sen yıkılır, sana ait olan her şey yıkılır, geriye bir tek hakikatin sana yazdığı saf kader ve onun gerçekleşmesi imkansızmış gibi gözüken olaylara verdiği tesir kalır. Bizi bitirmeden gitmeyecekler yıl iki bin yirmi üç kadro şimdiden hazır. Hydra’nın ve medusanın evlatları dünyanın her tarafında, onlar birer nephilim, görünüşü bir insana benzeyebilir ama içi bir yılandır onların aslında. İnsanı sıkıntıya sokan iki büyük hatadan biri, bir, görmek istediğini görmesi ve yumurta kapıya gelene kadar sesini çıkartmaması, iki, gördüğünü zannettiği şeyin gerçekte ne anlam ifade ettiğini bilmeden onun hakkında peşin hüküm vermesi, birbirimize biçtiğimiz kalıplar var ya, işte onlardır bize hayatı böyle dar eden. Neyse ki artık yavaştan da olsa bitmeye başladığını ve sona gelindiğini görebiliyorum, içim hayatı yaşamaktan dolayı hala kıpır kıpır, ama bir yanım var ki, o öyle yorgun ve bezmiş, halinden hep şikayetçi, cama ekmek banmaktan ve bazen paranın çok ihtiyaç gösterdiği yerde eli kolu bağlı kalmaktan öfke dolu. Sanırım insanın gururu ve onuru ipliği pazara çıkmış bunca zararlıdan sonra önemsiz kalıyor, iyi insan olmak için direnmek ve kendine bir sabır taşı gibi davranmayı öğretmek yine toprakta son buluyor. Adem demek aslında toprak demek.

Hasta

Hayatın size özel kaprisleri olabilir, bir sizin bildiğiniz ve bir sizin çektiğiniz türden kaprisler. Ona bir varlık armağan edin ve olacakları hep birlikte oturun seyredin. Düzen denilen iç içe geçmiş bu ağır ve hastalıklı sistem tamir olunamaz bir şekilde bozulmuş durumda, tabi ki kimileri bu duruma karşı çıkacaktır, bahsettiğim şeyi bilmelerine ve onlara geçerli bir çok neden sunmama rağmen, o kara, kötü ve aldatıcı ışığın etrafında kümeleneceklerdir, onların tek istediği tanrının onların yolundan çekilmesi ve insan bedeninin önündeki engellerin kaldırılmasıyla birlikte, daha rahat, daha zengin ve daha uzun ömürlü olmayı başarmak yatmaktadır. Planlar uzun vadeye göre ama kısa ölçekte vuruşlarla halka baskılanır. Gerektiği kadar bunaldığına ikna olunduktan sonra, kendi istedikleri yapay bir çözümle ortaya birini veya bu durumu sonlandırıcı görevi üstlenmiş bir kuruluşla çıkarlar karşınıza. Ülkemiz bu gün bu yüzden bu durumdaysa eğer, bunun bana göre sadece tek sebebi bankalardır. Çiftçi kardeş atıyorum şimdi kafadan ama, herkes bir traktör ve mazot için komşusuyla yarışacağına, birlik olup sattığı domates için küçük bir yapı inşa etse, özel sektörün eline düşmekten ve bu kadar ucuza mal satmaktan kurtulabilirdi, domatesiniz ve siz yıllar içerisinde marka olurdunuz çoktan. Neyse, konu birleşmeye gelince sadece islamiyet çatısı altında olmamalıdır, bu öyle bir dünyaki sayın okuyucu, gözünü açmazsan senin gözünü kör eder. Madem bir armağanı sömürüyoruz burada hep birlikte ve el birliğiyle, tükettiğimiz kadarını geri koyacak vasıflara da sahibiz demektir bu. Sözün geçmediği yerde para vardır, sözün bittiği yerde ise kan. Her bedel ödenmelidir, bir gün bir hesabı siz kapatırsınız, bir saniye içinde size hayatınız dökümünü veri verirler. Komik ya, komuk’ta olabilir ( komik ve kopuk ) delirene gülme bedava, kasıtlı gülene ağlayanın halinden dolayı, bir araba ceza. Seninle benim aramda hızlıca bir fark olsa da inan buna değmez, aşırı sürat hayat kurtardı tarzında sonlanıyor bu oyun, bu günlerde herkes malum, ya corona ya da olası hasta.

Ucuz

Bir sevme mesafesinde kaybolduğunu düşündüğümüz duygular, elleriyle toprağa veriyor bahtsız kaderini, kimselere bu suçu yüklemiyor, insanın bir yerden sonra zaten yok edilmesi gerekli. Baharları bekleyip duruyor şimdilerde herkes, bilmediklerimin çoğu açığa çıkıyor, geceler nasıl olsa haraptır bana, kıyıya vuran balinalar kadar büyük cehaletle savaşıyorum, benden kopan en küçük parça hep hayatımın en önemli parçası oluyor. Gözlerimdeki dizginler iki perdelik oyuna tek matinede sahip oluyor, görmek ve bakmak gerçekten de farklı şeyler aslında, güzel görmek ihtiyacı doğuyor ve güzel bakmak ebediyetin tüm sancılarını ve suçlarını üzerime yıkıyor, ne yapsa insanoğlu Adem’den beri haksızdır, istediği kadar kötü ve kötülüğün dışında kalsa bile bu altın kural hiç değişmiyor. İhtiyaç sahipleri için bir yerlerde gizli tövbeler saklanmış olabilir, canı yananların ve aşırıya kaçanların ihlası bu, rüyanın hiç bir anlam ifade etmediği en sonunda belli oluyor, suskunluktan kimse kimseye nedenini gerçekten soramıyor, biraz yaklaşıp elimi kalbinin üzerine koymasam, uzaktan kimsenin yaşadığı belli olmuyor. Matematiğe vurduk sayıların gizemini, bedenin coğrafyasında kaybolduk çoğu zaman, simyacıların tenekeyi sadece parlattığını gördük, susuzluktan kuruyan dillerimizi o şekil yaptık herkes gibi ☺öptük, öptük, kuruyana kadar birbirimizi. Kimse sormadı bizde söylemedik sevdiğimizi, alıştığımız gibi ama alışılmadık bir yöntemle çıkardık kimliğimizi, inanın sahici olması için çok uğraştık sevgimizin, herkes birbirinin emitasyonu olmuş bu günlerde nedense, orjinaller çok az bulunur ve bu hayattaki bir çok şey, gerektiğinden fazla pahalı gibi geldi bana şimdi. Ucuz ne var ki değil mi ?

Astronot

Pes etmeye başladığı yerden sonra, eğer biraz toparlanmaya kendinde güç bırakmışsa insan, nihayetinde onu bulacak olan tek şey sadece sıkı bir değişimdir. Hikayelerin kargacık burgacık yazılması kimbilir hangi hastalıkları tetikledi ve hangi oyunda kimbilir kaç defa yenildi, kendi suretine bakıp önce bir gerildi, ruhunu yokladı apar topar, bıraktığı sigaraya göz ucuyla ilişti, mazilerin yeri herkeste bambaşka. Çok az mutluluk için ne kadar çok emek, söz konusu olan kendi çıkarımız olunca nasılda heybetliyiz dünyaya karşı, öfkeyle marine edilmiş ve sonra allanıp pullanıp servis edilen her şeye karnım tok, aya koloni kuracaklarmış malum partinin sevenleri öyle dedi bana. Hiç şaşırmadım onların bu hallerine yinede bilmeyenler için başka bir hayalin gerçek olma hikayesini anlattım onlara,Perseverance geçen gece Marsa indi dedim, bakın bu daha gerçekçi, bizim gökte iki uydumuz var ikisinide yabancılar yapıp atıyor dedim, olsun dediler bu yalanda yerli ve milli. Pes demedim bu hallere, çünkü onlar artık benim gözümde tek toynaklı gibiler, kimde insan yok, kimde insan kayıp, kimde insan nerelerde ve ne kafada yaşıyor, biliniz istedim. Hemen karikatürünü de yapmışlardı bir yerde, kahvede dört astronot kıyafetli seçmen, önünde çay sigara ve oyun kağıtları tv de reis ulusa sesleniyor, aya benzer yüreğim doğal olarak takipteyim. Gülerseniz onların bu hallerine önce üzülüyorlar bi de, sonra alıştıkları hızda renk değiştirip onlara oynanan bu oyunda kendilerini görünmez yapıyorlar, zafiyet teorisi bu olabilir mi acaba, ilerlemelerine kim ve neden izin vermiyor, neden bazı insanlar akıl olarak hep yerinde sayıyor, dünyaya bakıp söyledim, kusurlarıma rağmen benimde hala çok yolum var, nepal gibi bir yerde yaşamayı isterdim, ne bileyim bir anda aklıma geldi bende yazıverdim, oluyor bu aralar oluyor işte gökyüzüne bakın göreceksiniz.

İbaret

Dünya değişmeye başladı, içinizi sıkan ve sizi rahatsız şeyin dışarıdaki dünya olma ihtimali var mı ? Yaşadıklarınız ve gördüklerinizden sonra bile hala hoşnut musunuz ? yoksa siz benim keyfime kimse ayar veremez diyenlerden misiniz ? alem yanarken ben cipsimi kolamı alır olayları heyecanla izlerim derseniz, siz de her şeyi oluruna bırakan, hayatına sadece değişmesi için gerektiği kadar baskı uygulayan, sadece bir ısırık alarak elmanın geri kalanını diğerlerine bırakan, kaderci, şüpheci, inanmadığı şeyi reddeden ve hissettiği şeyi tanımlayamayan birisi misiniz ? Siz anladığım kadarıyla belgesel seviyor olabilirsiniz. Bu, baktığın penceredeki dünya işlerine şahit olma durumu, bu, durumları kendine benzetirken varoluşu sorgulama pençesi atağı, bu, gagasını kırarsa bir on sene daha yaşayan kartalın ölüm kalım mücadelesi, savaşını herkes sessizce verecek ve sonra dağılacak bu gönül keranesi. Her gün ayyuka çıkan bir kıyamet felsefesi, bunun kazananı kim hele bir kaybedene sor. Fazla traş cildi bozar, trash dinlerken bunların hiç bir önemi yok, savunduğum sadece bir miktar tanışıklığım olan kendim dediğim kişidir, yoksa onunla da bir alıp veremediğim yoktur benim. Kürdüli hicazkar makamına bölündü şimdi tüm uşaklar, sende benim gibi bu büyük dünyayı tam anlamıyla göremeden bir rüyaya yatmışsan eğer, önümüzden bir gün gelip çekilecek olan yolun sonuna varamadan, kırma o düşlerini, kendini ısırma, sinendeki ateşi sönmeye sakla, yoksa ben her karanlığa baktığımda bunları savunmaktan vazgeçeceğim, birileri yanmalı ki birileri görsün, dünyanın düzeni insanın ve herşeyin üstünde sayın okuyucu. Yaza yaza yazı getirdik sayılır biraz daha sabret, bu kış bizden çok şey alsa da mevsimin dersi, insana hep bir şeyler öğretmekten ibaret.

Pig

Güzel başlangıçların tümü kötü sonlara sahip olmak zorunda değil, değiştirelebilir türden bir oyun var karşımızda ama bizim gibilerin bu oyunda hiç bir söz hakkı yok nedense. Korku imparatorlukları geri geliyor, içine sığındığımız ükemiz artık can ve mal kaybının başkenti olmuş durumda. Kimse devletini yöneten bu partiyi ve artık bizim bile olmayan bu devleti sevmiyor ve sevecek bir neden dahi göremiyor. Sokaklarda şiddet var ve bir gün o da bizi nasıl bulur bilinmez, tüm ikramiyeler artık taraflı ve yancı, güzel olan çiçekse eğer onun bile üstüne basıldı ve geçildi, taraflar çirkeflik yarışında, zalimlerin çoğu takım elbiseli, onlar çok oyunculu bir kadroyla çıkıyorlar sahaya, rakipleri olan bu zavallı halk ise, onlarında bir gün tek istediği bu çilenin ve azabın dinmesi. Azar azar durur derler di eskiden o nehirler için, kendisini tekrardan iyi hissetmesi için insana biraz zaman verin, bu ateş çağındaki saldırıların tümü hem insana hemde onun narin psikoljisinedir. Şu an hayat eve sığar mı ? onu bilemem ama bu toplumun içine kaçan yılan anakonda boyunda. Boyu sizi korkutmasın lütfen bu yılan ne kadar büyük olsa da zehirsiz aslında. Söz gider yazı kalır, kimse unutmadan yaşayamaz derler, bu söz ne derece doğru bekleyip göreceğiz, kimden ne kadar can gittiğine bağlı olarak bence bu değişir, eğer giden can sizinkiyse eyvahlar olsun, ama bizimkiyse geçmiş olsun derler. Şunu hiç bir zaman unutmayın sayın okuyucular her konuda zengine hayırlı olsun fukaraya nereden buldun derler. Yedirtmezler o parayı bizde, dula, yetime, işçiye, emekliye, gerekirse hepsiyle kumar oynarlar, yinede ne size ne bize o zammı vermez bu do muz lar.

Pizza

Herkes her şeyi içine atıyor, ne kadar derin bir uçurum ki orası, oraya atılan bir türlü sağ dönemiyor. Bizleri tembelliğe alıştırıyor küçük ekranların göz alıcı dünyası. Alıcı gözüyle şöyle biraz baksam yaşadığm bu dünya’ya, beni kahreden şeylerin hiç biri ne sandığım kadar önemli ne de sanmadığım kadar güvenli duruyor. Pirincin taşını bulma oyunu oynuyoruz sanki çocuklarla, samanlıkta iğne ararken çuvaldızı kendine batırma psikolojisi yaşıyoruz, kaygılar çağında ilk önce küçükler eziliyor yani anlayacağınız üzere sıralamada hala bir değişiklik yok bu dünyada. Kelebeklere uzun ömürler diliyorum onların işi bize göre gerçekten çok daha zor, hele ki bu kadar sabırsızlık varken etrafta, huzur kalmadığı ve kabahatin alkışlandığı yerde inanın artık kalbim durmak bile istemiyor. Her gece ayrı bir rüya görüyorum ve bazen hiç bir şey görmüyorum aylarca, öyle şeyler duyuyorum ki bazen gün ortasında ve gece sonrasında, bazen sağır biri kadar tehlikelere açık oluyorum, bana ne söylerseniz söyleyin kendi ciğerimi sizden iyi tanıyorum ben, o beş para etmez, o üç kuruşa gitmez bu pazarlarda, hayat biraz delirtmeden bırakmıyor demiştim ya bir yazımda, bende bir kütüphane var sayın okuyucu dağınık değil, ne arasam buluyorum aklımdaki bu toparlanma ve bilgiyi işleme çağında, bana huzur haricinde yaşamın tüm olasılıklarını sundu, bende de zaten ondan çok bir şey isteyecek ne iştah vardı ne de diğerleri gibi böyle deli bir hırs, diğer olası kaygıları benim için saniyeler içinde çürütüyor kimse karşısında bir saniyeden fazla dayanamıyordu bu acılara, beyin humması dedikleri belki de buydu, belki de herkes yalan söylüyordu ben iyiyim derken mecburen bu oyunda. Bugünkü önerim köfte patates ve salata, bunların hiç biri yoksa evde, uzun yoldan maharetli ellerle yapılmış bir pizza. Olsa da yesek tadında.

Alert

Aslında kelimeler yeterdi bir boşluğu anlatmaya kalbin kış uykusu bu kadar geç kalmasaydı eğer, çiçeklenmiş baharı erkenden gelen kışı ve her iki omuzumda duran terazi gibi vicdanımı çok daha önceleri uyandırabilirdim. Kemikleşmişti dilimdeki söz, ateşlere düşen kar tanesinden yağmurun bir tanesine yolculuk yapıyordum çünkü, her haklının karşısına fazladan düşen agresif bir zalime kendimce bir türlü boyun eğemedim, eğenlerin neden eğildiklerini ama gayet iyi anlıyorum. Kâr ve zarar ortaktır bu bedende, bir hükmüm yok ama yine de biliyorum kıymetini, doğada yaşayan diğer canlıların önemini, benden geriye kalacak olan şeyin mirası bir avuç toprak iken, dünyayı çıkarları için yakanların mirası gelecek nesillere cehennem olacak. Sevgi ve saygıyla anılan her şey tuzla buz oldu sanki, etik değerler bir bir yadsınıyor, yalnız olmak güçlü olmak demek değildir her zaman, biri çiftçinin cebindeki telefona kafayı takıyor, diğeri muhalif kesimin gazını ekranlardan hiç eksik etmiyor, xof yalan haber gururla sunar. Bana kızıyorlar etrafımdakiler sen hiç bir habere inanmıyorsun diye, doğruluğu ispat edilmemiş öyle yalanlar duydum ki o kanallarda sırf televizyonlar öyle dedi diye ona inanmamı ve onlarla aynı akıl çemberine düşmemi benden neden istiyorlar bir türlü anlamış değilim, öğrenmek hoşuma gittiği için yolumda böyle kusurlarım var, biliyorum, ama bunun bana kattığı güzellikleri gösterecek etrafımda şu an kimse de yok. Kendim keser kendim yerim psikolejisindeyim, tek mangalcı da benim, ava giderken av olmayı, avdan dönerken pusuya yatmış kurtları, çakalları, sırtlanları, tilkileri sevip korumayı bilen ama tedbiri de bir türlü elden bırakmadan yaşamayı kendine ilke edinen biriyim. İyiliklere ve güzelliklere her zaman Evet desem de Hayırı da severim, onu gerekti yerde gerektiği kadar kullanmaktan asla çekinmem ve geri kalmam. Kimsenin kendine ve kalbine inanmadığı bu günlerde, inançların parçalanıp çatladığı şu büyük değişimlerde anladım ki imandan dönüşler olacak, herkes bölük bölük kötülüğün ordusuna katılacak. Test Alert.

Zepto

Keşke daha önce görebilseydim bu mucizeyi, kalbimi ve bedenimi bir çok kez yoran ateşlerden geçip, şimdiye kadar çoktan dalmış olmalıydım serin uykulara. Yalnızlık ormanı kızıl bakır, ayın sükutu güneşe olan sevgisi ve sabrıdır. Her şartta herkes dayanma mecburiyetindedir, dünya soluğunu tutmuş deniz hizasından suya batmaktadır, doğarken serinlik vardır etrafımızda ama doğduktan sonraki sıcaklık, o hissi öğlene doğru bize unutturur. Mağluplar birleşip kendilerine bir lokanta açar ve orada satılan her yemek aslında bir kaybedilişi sorguluyordur, sağlığın yanında ne alırsınız efendim ? dünyada bundan önemli bir şey yokmuş gibi tavırlarımızın dışında bir de kana kana kanmak zorunda olduğumuz çevresel etkenler, onun etken maddesi zaten rüzgar değil midir sayın okuyucu ? savrulup dururken ve birini beklerken bizden alınan zamandır o, dünyanın tozunu silkinmeden bu iş olmuyor hatta hiç bir iş olmuyor nedense, her yıkandığımızda bizden akan çamuru görünce bize yapışıp kalanların, bir küçük anı ve bir de çamur’dan ibaret olduğunu görüyorum. yoksa engel olamadığımız o zeptosaniyeler bizi aynen bu hızla yaşlandıracaktır. Yaşlandırma programını kapatmayı unutmuştur yönetildiği yerdeki sistem. bir yerlerde varsa eğer bunun gibi bozuk bir düzen, oraya insanın vicdansızlaşmış eli değmiştir, dünyanın bahtsız geri kalanının kaderi üstüne. Ateş çağında yangınlar artacak ve onu söndürmeye ne su ne de cesaretleri yetecek insanoğlunun.